16 Kasım 2017 Perşembe

Günlüğümsü: Sır Olmak


   Dersler, insan ilişkileri, psikoloji, dersler, sınavlar, benlik problemleri, aşk, dersler.. Şu kelimeleri yazarken bile o kadar çok kez derin nefes alma ihtiyacı duydum ki, dersleri defalarca tekrar etmemden anlamışsındır en çok onlarla yoğun olduğumu.

   Bir iki dakika önce eski bloglarımdan birisini okuyordum, şevkle yazdığım anılarımı, tespitlerimi, yemek ve tatlı tariflerimi, çizdiğim resimleri paylaştığım gönderileri. O sırada bulunduğum yaşı, duyguları, hevesleri, hayalleri düşündüm; ne çok şey değişmiş. O zamanlar kendimi hayal dahi edemeyeceğim bir konumdayım hayatta. Yoruluyor muyum, yoruluyorum tabii ki ama biraz durup sakinleşince içinde bulunduğum durumdan zevk alıyorum. Kendimi yaşıyorum ve kendime doğru gidiyorum. Halen sıkıntılar çekiyorum ama zaten bunlar yaşamanın beraberinde getirdiği şeyler değil midir? Tahmin edilemezliği, insanların birbirini anlayamamasını, çekilen sıkıntıları, yaşanan problemleri kabullendim çünkü bunlar ardından hep bir dersle çıkageliyorlar. Sadece ne bileyim, yoruldum derken bile çekinmek rahatsız etti beni son zamanlarda. Maksadım dert yarıştırmak değil yahu, yorgunluk kelimesini epeydir iliklerimde bu kadar hissetmediğimden dolayı ağzımdan dökülen iki kelimeden birisi "yorgunum" oluyor. Sahi, eski şevkimden bahsetmiştim ya konuyu nerelere getirdim. O paylaşma şevki bende kalmamış gibi hissediyorum bir süredir, fazla eleştirilmekten midir nedir bilmem, sır olmak istiyorum. İnsanlar merak edip sorsun ama ben yine de anlatmayayım istiyorum. Benim için sır olan birisini tanıdım bir buçuk ay önce, o sır olmasın benim için, ben de onun için sır olmayayım istiyorum ama çocuksu bu isteğimin karşısında buz gibi bir karakterle karşı karşıya kaldığımdan korkuyorum. Üzgünüm ama sanırım pes ediyorum.

Sır olmak, unutulmak istiyorum...

En azından kısa bir süreliğine.


Sevgiler
Kız(Belki de Karga)

28 Eylül 2017 Perşembe

Öğrencilik Felsefesi


Ders çalışacakken akla aniden gelen hayatla alakalı soruların yaşattığı buruk hissi neyle nasıl tanımlamalı?

Neden yaşıyorum?
Tüm bunları neden yapıyorum?
Buraya gelmek için neden çabaladım?
Nereye gitmek için çabalıyorum?

Hayatta bir sorunun genelde tek bir cevabı olmuyor, bazen de hiç cevabı olmuyor. Çünkü çoğu şey kısa bir cevapla kestirilip atılacak kadar kolay değildir, düşünmek gerekir ya da zamana bırakmak. Bir gün o cevap çıkagelir “Eureka!”.

Öğrenciyim, ders çalışmam gerekiyor çünkü derslerimi iyi notlarla geçmek istiyorum, çünkü iyi bir ortalamaya sahip olmak benim iyi bir yerlerde çalışmamı sağlayacak. İyi bir yerlerde çalışmak imkan, vizyon ve tabii ki para sağlayacak. Hayatımın sonu nereye varacak bilmiyorum, nereye varmasını istediğimi kesinkes belirleyemiyorum yalnızca bazı özelliklerin o “son”da var olmasını istediğimden eminim.

Monoton, tek tip bir hayata sahip olmak istemiyorum ama bazı başarı hedeflerinin sürekli ve düzenli çalışmayı ve dolayısıyla kısmen de olsa bir miktar monotonluğu barındırdığını düşünüyorum. Yazarken fark ettim de aslında sürekli ve düzenli çalışmak beraberinde monotonluğu getirmek zorunda değil. O düzen içerisinde yapılan oynamalar, yer değişiklikleri, alışılagelmişin dışında olan eklemeler,  monotonluktan uzak durmayı sağlayabilir. Monotonluk ve planlı olmak her zaman sıkıcı olmasa da hayatın kaotik ve tahmin edilemez karakterine tamamen uyumlu olduğu da söylenemez. Hayat monotonlaşıyormuş gibi göründüğünde yeni şeyler denemek, grileşmeye yüz tutan tuvale biraz parlak renkler verme cesaretine girişmek bizi sanatçı yapacaktır belki de.


Sevgiler
Kız

14 Ağustos 2017 Pazartesi

Absürtlükler Diyarı -Hikaye-


"Kızgın olmak, her şeye ve herkese..."

Gözleri rutin kırpma işini yaparken uzun ve siyah kirpikleri birbirine değiyor ve tekrar ayrılıyordu. Gün batımının tatlı turuncu-pembe tonları gözlerinden yansıyordu. Yarım açık pencereden tatlı bir yaz rüzgarı esiyordu. O sırada çapraz binadaki garip komşusunu gördü pencereden; instagram hesabını şans eseri bulana kadar adını bile bilmediği garip komşusunu. Perdelerini hiç örtmezdi ve gün batımında odasının bir köşesinden diğerine döne döne dans ederdi, hesabında da bolca meşhur dansçıları taklit etmeye çalışırken çektiği videoları vardı.

3 Ağustos 2017 Perşembe

MTBD(Mental Breakdown)


Küçük şeyler insanı nasıl dibe vurdurur?

Daha iyiye ulaşmak için dibe vurmak... tıpkı havuzun dibine ayağımızla basıp hızla yukarı çıkmak gibi mi?

Çikolatalar, piskevitleeer...

22 Temmuz 2017 Cumartesi

Sarı Kupalı Kız -Hikaye-

İki tatlı kaşığı kahve, çoğu su ve azı sütle dolu olan sarı kupa masada usulca duruyordu. Sıcak olan havaya dalgalanan ısı dalgaları yoktu çünkü hava kahveden daha sıcaktı. Kelimeler kendini tekrar ediyordu çünkü genç kız klişeler arasına sıkışmıştı.
Bardaktan bir yudum aldı ve kafeinin kanına karıştığını hayal etti çünkü kafein henüz kanına karışmamıştı. Yapması gerekenlerle yapmak istedikleri vardı. Aslında yapması gerekenler de bir zamanlar yapmak istedikleriydi; ne zaman onlarda daha başarılı olması gerektiğini, onların hayatının önemli birer gerekliliği olduğunu düşünmeye başladıysa işte o zaman isteğin hülyalı ışığı söndü ve gerekliliğin soluk matlığı kaldı geriye. Düşünmek... Her şeyin başlangıcı ve her şeyin sonu da bu değil miydi zaten? Bütün duyularımız ve bütün duygularımızın yolu bir şekilde düşünmekle kesişmiyor muydu? Şuan okudukların, yaptıkların, yapmaya niyet ettiklerin bile fiilden önce bir düşünce değil miydi? Peki madem düşünüyoruz ve belli ki bu işi de aslında farkında olmadan sürekli yapıyoruz neden sürekli etrafta "Düşün.", "Aklını kullan." gibi uyarıcı sözler görüyoruz? Aklımızı zaten kullanıyoruz, sonuçta düşünmek eylemi başka bir şekilde gerçekleştirilemez. Ve tabii bir de şu nokta var ki, herkes sürekli bir düşünceler zincirinin içinde olduğu halde birileri bu konuda diğerlerinden daha başarılı. Bundaki püf nokta ne?

Başarı, kariyer, hayat planlama. Dışarıdan bakıldığında içi boş ama süslü sözler gibi görülse de aslında baya baya pek çoğumuz tarafından arzulanan şeyler bunlar. Üstüne yazılan, okunan ve bazen de okunuyormuş gibi yapılan onca kişisel gelişim kitabı bu talebin en bariz kanıtı.

Kapı açıldı. Sarı kupalı kız annesinin sözleriyle o sıradaki düşüncelerinden sıyrıldı:
- Dergiye yetiştirmen gereken yazılarında ilerleyebildin mi?
- Eh, biraz.
- Bitirince haber et de beraber bir şeyler izleyelim.

Annesinin teklifine başını sallayarak yanıt verdi. Yazı işinde hiç ilerleme kaydetmemişti. Sadece yapılacakları düşünmüş, planlamış ve o seviyede kalmıştı. Durumuna sinirlendi ve derin bir iç çekti:
- Zaten en zor olan icraate geçmek değil mi?..

Kahvesinden bir yudum daha aldı ve önündeki pembe post-it'e not aldı: Problem çok düşünmek değil, çok düşünüp icraate geçmemek. Kabaca bir plan yaptıktan sonra başlamaya engel olan korkutucu  bahaneler başa çöreklenmeden yola koyulmalı ve bir şeyler yapmalı. Post-it'i mantar panosuna astı ve word belgesini açtı.

Bir bardak kahvenin iyi gelmeyeceği şey yoktu.


Sevgiler
Karga

Edit: Daha uygun bir şarkı aklıma gelince hemen değiştiriverdim ^^

18 Temmuz 2017 Salı

Sosyal Mevzular #9 Cahil Cahil Konuşmak


Para kazanmak için vücudunu göstermesi, tahrik edici pozlarla hedef kitlesinin daha çok para harcamasını sağlaması kendini pazarlamak değildir. O bir manken, çok abartıyorsun. Tabii ki bu şekilde para kazanırken aynı zamanda kadınların metalaştırılmasına karşı çıkmasında bir tezatlık yok.

Kampanyaların limitlerini, katılımın sonucunda hangi şartları da kabul etmiş olduğunu silik, küçük veya hızlıca akan yazılar şeklinde sana bildirmiş olmaları ve senin bu bilgilendirmeleri görmemiş olmaman tamamen senin suçun. Bunun algı kurallarındaki odak noktası oyunlarıyla yapılmış olması kesinlikle pazarlayıcının güvenilirliğini test etmende bir kriter olamaz, sana bildirdiler sonuçta. Bak bakayım yasalar ne diyor?

29 Haziran 2017 Perşembe

Sosyal Mevzular #8 Kişiliksel Sorular


Selamlar!
Benim diyeceklerime geçmeden günün anlam ve önemine binaen bir şiir paylaşmak istiyorum öncelikle.

20 Yaş, 35 Yaş, 40 Yaş ve Bugünkü Ben

Şunları bir araya toplayayım, bir güzel muhabbet edeyim diye düşündüm.
Mutfak işinden de anlarım, donattım sofrayı, baya uğraştım.
Hepsinin, ayrı ayrı, ne yemekten, ne içmekten hoşlandığını iyi bilirim.
-baya da para gitti-
Birinin yediğini öbürü yemez,
ötekinin içtiğini beriki içmez;
dört kişilik sofra kurdum,
mumları da yaktım,
hepsi Erik Satie severdi,
hatırladım, müziği de ayarladım,
geldiler:

20 yaşımda ben, 35 yaşımda ben, 40 yaşımda ben ve bugünkü ben.
Dördümüz.
Birden, 20 yaşımı, 35 yaşımın karşısına oturttum.
40 yaşımın karşısına da ben geçtim.

20 yaşım, 35 yaşımı tutucu buldu.
40 yaşım, ikisinin de salak olduğunu söyledi.
Yatıştırayım dedim,
"Sen karışma moruk!" dediler,
Büyük hır çıktı.
Komşular, alttan üstten duvarlara vurdular,
20 yaşım 40 yaşıma bardak attı,
evin de içine ettiler.

Bende kabahat,
Ne çağırıyorsun tanımadığın adamları evine.

-Alıntı-

İnsanlar hep mi çok bildiklerini düşünür? Gerçekten çok bilirler mi? Ya da bilebilirler mi? İnsanı yaş mı olgunlaştırır yoksa olgunlaşmak için yaş bir şart mıdır?

Anlaşılamamak, kurulamayan iletişimler.

Duygusal olmak bir suç mudur yoksa ben gerçekten duygusal mıyım? Bu duygusallık yaşımın bir getirisi mi?

Eğer ukalalık, çok soru sormak, duygusallık problemlerini yaşımın ya da cinsiyetimin bir getirisi olduğunu düşünüyorsa yaşça büyük kişi, neden oturup benimle inadına tartışıyor? Yoksa onun da yaşının problemleri bunlar mı?

Kadınlar duygusal mıdır? Bu durum fıtratta mı vardır? Fıtratla kişilik bu denli bağlantılı mıdır? İnsanların sürekli ahkam kesip durduğu bu fıtrat meseleleri gerçeği ne kadar yansıtabiliyor?

Yaşam için mücadele etmek, acı çeke çeke ama acılara gömülmeden gerçeği öğrenmek gerekiyor. Engelleri aşabilmek için kıvrak da bir zeka tabii.

İnsanın karakteri özgürlüğü tadınca ortaya çıkıyorsa madem ve kurallar içinde mantıksal bir şekilde yer edememiş insanlar bu özgürlükle ipini koparmış dana gibi ne yapacağını şaşırıyorsa eğer ne demeli?

Sevgiler
Karga

17 Haziran 2017 Cumartesi

Şipşak, Hızlı Yazılar: Borçlu


Hayatta gerçekten de her şeyin bir bedeli varmış, en çok da kendin olmanın...


Sevgiler
Karga

15 Haziran 2017 Perşembe

Şipşak, Hızlı Yazılar: Her Şeye Rağmen

Şaka maka yazmayalı neredeyse 3 hafta olmuş. Özledim buraları :)
Ne yaptığımdan kısaca bahsedersem, finallerin hırçın sularıyla boğuştum, o sıradaysa öyle bir anime, müzik, dizi ve duygu fırtınası vardı ki gerçekten bir an içinden çıkamayacağımı sandım ama işte buradayım. Sapasağlam bir gazi! Şuan ise evdeyim, müzik dinliyorum, anime izliyorum, kitap okuyorum, araya da biraz spor, diyet ve ders ekledim. Misler gibiyim, belki uzun süre bu kadar geniş vaktimin olacağı bir yaz daha yaşayamayacağımdan dolayı biraz da keyfini çıkarmaya çalışıyor olabilirim. Eh tabii neredeyse soluksuz 2 sene de atlattım. Üff, işte oturdum burada hak ettiğimi açıklamaya çalışıyorum Okur'cum, anladın sen :D

23 Mayıs 2017 Salı

Hayat bir film #2

Kısa kısa çekimlerimi birleştirip sevdiğim bir müzik eşliğinde sizinle paylaştığım Hayat bir film video serimin ikinci videosunu da üşenmeyip yayınladım nihayet :)

Hayat aslında bir film.


Sevgiler
Karga ve Kız

21 Mayıs 2017 Pazar

Sosyal Mevzular #6 Gerçekler

"-Bunları herkese söylememiz gerek!

  -Bekle..
   Yok et elindekileri.
   Kral'ın nasıl biri olduğunu bilmek yerine, temsil ettiği fikir halka daha faydalı olur."

İzlediğin bir animasyon serisinden bir kesit.

19 Mayıs 2017 Cuma

Şipşak, Hızlı Yazılar: Just Broken

Bir süreliğine de olsa biliyorum sandım; onun aklından geçenleri, nasıl biri olduğunu. Yanılmışım, gereğinden fazla beklentiye girmişim ve aslında aklımda yarattığım kişiyi sevmişim.

Göz göre göre yanılmışım...

Başka biriyle tanıştım bu arada, "date" gibi saçma bir amaçla. Başından itibaren mantıksız olduğunu bilmeme rağmen gittim. Olmadı tabii ki, çünkü karşıdakini tanımaktan daha çok elimdeki belli kriterlerin varlığını sınadım ve tutmadı haliyle.

Buradan özür diliyorum sevgili Utangaç Bey'den. Klişe olacak ama sorun sende değil gerçekten de bende..

Ismarlama sevgi de sevgili de olmuyor, en azından benim için. İnsanlar öylesine nasıl birileriyle çıkabiliyor anlamıyorum, benim midem almıyor. Hatta şuan epeyce bulanıyor.

Akışa bırakmak gerekiyor.


Yoruldum.

Genelleme yapmaktan da, insanlarla konuşmaktan da, yaşamaktan da.

Yorgunluk tadında, bıkkınlık aromalı bir top hayat, çıtır gerginlikli külah üstünde.

"Yaklaşan yeni yaşınıza ithafen hayatınızın üzerine biraz 20 yaş kırıntısı ister misiniz hanımefendi?


Sevgiler
Kargalı Kızlı

2 Mayıs 2017 Salı

Ilık Esen Rüzgar, İç Isıtan Güneş


Nisan ayı geçip gitti, tıpkı diğer aylar gibi. Aynı olan tek şey geçmişte kalmış olması, yaşananlar farklıydı; aynı ortamda, aynı kişiyle ve kişilerle ama farklıydı. Zaten sürekli değişmiyor muyuz farkında olmadan? Bazen aynaya baktığında farklı birini görmüş gibi hissetmiyor musun?

Selam Sevgili Okur,

23 Nisan 2017 Pazar

Şipşak, Hızlı Yazılar: Mutlu Olmak İçin #3 VASAT

Vasat olana istekli olmak..

Selam Sevgili Okur,

Geçen sene büyük hayaller kurup bir türlü ulaşamamaktan dolayı kendimi kısır bir başarısızlık döngüsüne sokmuş ve bu kısır döngünün kaçınılmaz sonu olan hiçbir şeyden keyif alamama, yeni şeyler denemekten kaçmak gibi insanı hayattan soğutan durumların içine girmiştim. Bana vasat olanı kabul etmeyi tavsiye eden psikoloğum olmuştu. "Elinden geleni yap ve sonucun çok iyi olmaması seni üzmesin." Bir şeyin en iyisini elde etmek genelde hemen olabilecek bir durum değildir, kademe kademe, zamanla kendi "en iyi"mizi elde ederiz ama bu süreç içerisinde elimize geçen ve çoğunlukla vasat olan küçük sonuçlar topluluğunu beğenmez ve bizi pes ettirmesine izin verirsek o "en iyi"ye asla ulaşamayız. Olayın altında yatan temel mantıklardan birisi de bu sanırım.

12 Nisan 2017 Çarşamba

Şipşak, Hızlı Yazılar: Mutlu Olmak İçin #2


Bitmeyen yemekhane sıraları ve devam eden vizeler. Hayat hızlı temposunda akmaya devam ediyor ve temposuna uymaya çağırıyor insanları, tabii duymak isteyenleri. Hayatın sesini duymak gerek, eğer doğru frekansı tutturabilirseniz yumuşak tınıda bir müzik olarak başlayıp sürekli bir akış değişikliğinde olduğunu da fark edebilirsiniz...

1 Nisan 2017 Cumartesi

Şipşak, Hızlı Yazılar: Mutlu Olmak İçin


Dünya dönüyor, yaşamlar devam ediyor ve tam olarak nasıl oluştuğu bilinmeyen kaosla çeşnilendirilmiş düzen döngüsünü sürdürüyor. Bu döngüyü kim nasıl sürdürüyor bilinmez ama birileri bir şeyler yapıyor, kimi severek kimi zorla. Zor kullananlar hayatlarından memnun mu yine bilinmiyor ama hayatlarından memnun olmayan azımsanamayacak sayıda insan yaşamlarına devam ediyor(Topluluktan biri şikayet eder bir tonla bağırır "Tabi buna yaşamak denirse!".

21 Mart 2017 Salı

Sosyal Mevzular #5 Yetenekler


İyi yapabildiğin bir şey var mı? Tutkuyla, hevesle yaptığın? O şeyi yaparken kendini kaptırdığın? Mesela bir müzik aleti çalabiliyor musun ya da resme yeteneğin var mı? Belki de matematikte çok iyisindir.
İyi olduğun ne var peki, hm?

18 Mart 2017 Cumartesi

Ay Em Nat Efreyd

(Ay em nat efreyd = I'm not afraid = Korkmuyorum)
İki haftadır yoğun bir şekilde ders çalışıyorum ama sanki çalışmaya çalışıyormuşum gibi hissediyorum sadece. İki haftadır üç vizem vardı toplamda, bir tanesine girdim geçtiğimiz hafta içi ve rezaletti. Halbuki günlerce o vizeye çalıştım. Aynı hafta içi bilgisayar dersinden mini sınav olduk ve öğrencilik hayatım boyunca aldığım en düşük notumu da almış oldum. Şuanda da laboratuvar raporumu yazmaya çalışıyorum, onu bitirince de pazartesi günkü dersimin vizesine çalışmaya başlayacağım.

Kendimi hoş hissetmiyorum Okur'cum çünkü ders çalışmaya ya da önemli işlerimi yapmaya başladığımda zaman kavramım değişiveriyor. Zaman sanki avucumdaki suymuş da ben onu ne kadar sıkı tutmaya çalışırsam o kadar hızlı elimden akıyormuş gibi hissediyorum. Ayrıca ne kadar ders çalışırsam çalışayım başarılı olamayacakmış gibi hissediyorum. Aslında işin gerçeği öyle değil biliyorum, çalışmayan bir şey kazanamaz biliyorum. Bu histen kurtulmam gerek sadece, bir de zamanımı daha iyi kullanmayı öğrenmem.


Sevgiler
Kız

12 Mart 2017 Pazar

Kargaları Duyuyorum(en çok da yalnız olduğumda)


Bloğa neden bu kadar az yazıyorum, eskisi gibi yazmak neden gelmiyor içimden? Aslında çok fazla gözlem yaptığım ve çok fazla şey yaşadığım bir zamandayım ama buraya gelip bir şeyler yazmaya kalkışmadım bir türlü.

İnsanları, hayvanları, canlı-cansız her şeyi çok inceledim, çokça yorumladım kendimce. Mesela, nüfus müdürlüğünde kalabalıktan ses duyulmazken sırası gelen kişiye haber vermek için insanların toplu şekilde sıra numaralarını duyurmalarını, kavga eden gençleri görünce durup gençleri ayırmaya çalışan otobüs şoförünü, metro istasyonunda saksafon, kanun, keman gibi enstrümanlarla gerilimi dağıtan müzisyenleri, arabaları kovalayan köpekleri, sakin sakin dolaşan kedileri, aşık gibi ruh hali değişip duran gökyüzünü, kulağımın dibinden ayrılmayan kargaları anlatmayı düşündüm pek çok kez.

1 Mart 2017 Çarşamba

Ucu Açık Cümleler ve Sorular


"İleriye bakarak yaşamınızın noktalarını birleştiremezsiniz, o noktaları ancak geriye baktığınızda birleştirebilirsiniz. Bu yüzden noktaların gelecekte bir biçimde birleşeceğine inanmanız şimdiden gerekir. Bir şeylere inanmak, güvenmek zorundasınız."
- Steve Jobs

Sosyal mevzular serisine yeni bir yazı ekleme niyetindeyken daha kişisel bir şeyler doldu bir anda zihnime. Zihnimi bir makine gibi yönetebilseydim hedeflediğim konu hakkında yazardım ama şuan ne yazacağımı bile unuttum...

Aşırı duygusalım şu aralar. Fazla kahve tüketmekten dolayı da vücudum dengesizleşti sanırım biraz, hatta bugün abarttım ve normalin iki katı kahve içtim, şuan titriyorum. Ağlamak istiyor ve titriyorum. Aynı anda kahkaha da atabilirim.

Gerçekten ciddi soruyorum, Allah'ım ne zaman bitecek bu duygu dalgalanmaları? İçimden bir ses "hiçbir zaman" diye fısıldıyor ama elimdeki bir tomar iyi niyetle susturuyorum onu.

Sorunlar her zaman var, artık gülecek şeyler bulmak için sorunların bitmesini beklemeyi bıraktım. Mesela ağlayacak gibi hissederken havanın güzel olmasına sevinebiliyorum.

Özgüven. Çok güçlü bir kelime. Kendime güvenimi sağlamlaştırmak için gerçekten çabalıyorum ama ne zaman birisinden iltifat alıyorum o zaman dengem iyice şaşıyor. İltifat duymaya alışık değil benim bünyem, altında hep bir bit yeniği ararken buluyorum kendimi böyle durumlarda.

Koşmak çok iyi hissettiriyor. Gerçekten. Kendimi çok özgür hissediyorum, dertsiz ve mutlu. Kalp atışlarımı alnımda hissetmek hem garip hem de güzel.

Hem duygusal hem de fiziksel anlamda yalnız olduğumda kargaları duyduğumu söylemiş miydim? Bu aralar çeneleri çok düştü de. Yalnızlığı sevmediğimden değil de belki biraz anlaşılmak istediğimden, çözüm bulmak için çaldığım kapılardan elim boş dönmekten yorulduğumdan falan hani. İnsanlara duygularımı anlatmak için uğraşmıyorum da artık pek, zaten ben anlatırken dinlemiyorlar ya da konuyu değiştiriyorlar. Zaten herkes çok dertli, onların dertleri benimkileri döver.
KALP KIRIKLIĞI ZİHİN KARIŞIKLIĞINA GÜZEL BİR KROŞE YAPTI AMA ZİHİN KARIŞIKLIĞI BUNU BLOKE ETTİ. KALP KIRIKLIĞI SERİ DAVRANDI, ATTIĞI APARKATLA ZİHİN KARIŞIKLIĞINI NAKAVT ETTİ VE MAÇI BİTİRDİEĞ!!! 30 MAÇTA 29 GALİBİYETİ OLAN KALP KIRIKLIĞI GALİBİYETİNİ 30'A YÜKSELTTİEĞ!!


Sevgiler
Karga

22 Şubat 2017 Çarşamba

SKAM -Dizi-


SKAM, Norveç yapımı 15-18 yaş aralığındaki liseli gençlerin yaşamlarını her sezon farklı biri tarafından anlatılarak devam eden bir dizi. Halen güncel olan bu dizi hakkında pek çok yazı okudum Kafa Dergi bloğunun yazarı Mert'te gördüm ilk önce, daha sonra Sade ve Derin Deep'te ve daha sonra da pek çok yerde. 3 günde 3 sezonunu bitirdim ve dizi hakkında söyleyecek bazı sözlerim var.

19 Şubat 2017 Pazar

6'lı Film Lakırdısı #3

Selam Sevgili Okur,
6'lı film lakırdı serimin 3. yazısı 5/5'lik filmlerden oluşmakta ve filmlerden 3 tanesi Johnny Depp filmi :D Ayrıca farkında olmadan seriyi yine Pazar gününün ilk saatlerine denk getirmişim. Neyse bakalım, pazarlarını film izleyerek geçirenlerin de işine yarar umarım :)

6'lı Film Lakırdısı #2 için tık tık
6'lı Film Lakırdısı #1 için tık tık
2'li Film Lakırdısı için tık tık

Bahsedeceğim filmler:
- Saksı Olmanın Faydaları(Amerikan yapımı komedi-dram)(5/5)
- The Hundred-Foot Journey(Amerika(aslında Hindistan'la ortak da denilebilir) yapımı komedi-dram)(5/5)
- Chocolat(Çikolata)(İngiliz-Amerikan ortak yapımı dram-komedi-romantik)(5/5)
- Secret Window(Gizli Pencere)(Amerikan yapımı gerilim-gizem)(5/5)
- As Good as It Gets(Amerikan yapımı komedi)(5/5)
- Transcendence(Amerikan yapımı bilim-kurgu-aksiyon-gerilim)(5/5)

14 Şubat 2017 Salı

Ergenden Olgun, Yetişkinden Toy, Yaşıtlarından Hallice


Normal nedir? Olması gereken? Topluma uygun? Tüm bunların belli bir çizgisi var mı?
Kendini sınırları aşan, çiğneyen olarak tanımlayanlar ya da tanımlayacak gibi davrananlar bile bir selam vermeyi, soru sormayı yanlış anlayabiliyor.
Garip karşılanmamak için yaptığım hareketler yanlış anlaşılıyor, ortama ayak uydurmak için yaptığım hareketler garip karşılanıyor.

En mantıklısı ne biliyor musun? Kendin olmak. O zaman hareket ve sözlerinden emin olur ve kabul görmeyecek olsan bile kendi doğalını yaşarsın. Zaten ne zaman kabul görmek için çabalasam saçmaladım, yalancı gibi göründüm. Diyorum ya, en iyisi kendin olmak.

İnsanları gözlemlemek, farklı davranışları kısa süreli de olsa taklit etmek kötü değil(belli bir yere kadar tabii.). Öğrenmeyi sağlıyor insanın kendi özünde olanın doğru olduğunu ve insanların bu durumu kabullenmeleri gerektiğini. Kabullenmezlerse de bu onların sorunu.


Sevgiler
Karga

12 Şubat 2017 Pazar

Şipşak, Hızlı Yazılar: Zekalı Geri

Sürekli tekerrür halindeki hayat  biraz kabak tadı vermedi mi? Neden sürekli dönüp dolaşıp aynı sıkıntılar hatta bazen level atlamışlarıyla karşılaşıyorum?
Neden? 
Sonra da kendime dönüyorum, bu çektiğin de sıkıntı mı, ne acıları olanlar var?(Artık derdimi başkalarına anlatmadığım için gudubetliği kendi kendime yapar oldum.) Evet, bu çektiklerim sıkıntı. Kusura bakma daha kötü şekilde kapaklanamadım yere, daha pis belalara bulaşamadım. Elimden gelen bu.
Ablamdan nefret ettiğimi bilmem kaçıncı defa söylememe gerek var mı bilmiyorum. Tam bu nefretim yatışmıştı, tam onu affedebilir konuma gelmiştim ki seneler önce başımıza bulaştırdığı bela yine geldi buldu bizi. Bir haftadır tek başıma bu belayla uğraştım. Sonunda sıkıntıyı aileme açtığımda babam tarafından "gerizekalı" ilan edildim. Evet Okurcum, bu gün seninle Gerizekalı olarak konuşuyorum. Ablam lohusa olmasaydı var ya öyle bir patlayacaktım ki ona. Lanet olsun ki bunu da sadece buraya yazabiliyorum. Anneme de sitem ettim, gitti o anlattı her şeyi babama sanki çok gerekiyormuş gibi.

Şu hayatta en çok kıymet verdiğim şey ailem ama en çok da onunla sınanıyorum. Kıymetliler listesinde değişiklik falan mı yapmak gerek acaba?

Dostum,
Bu dünyaya yalnız gelmişiz yalnız gideceğiz.
Yargılanmadan bir dinleyenimiz var mı ki yanımıza alabileceğimiz.
Boşuna tüketmiyorum artık nefesimi anlatmak için düşüncelerimi, hislerimi,
Kelimeler yetmiyor, anlatamıyorum kendimi.
Toplayacağım düşüncelerimi 
Ve öylece terk edeceğim bu soluk mavi noktayı.


Sevgiler
Karga

7 Şubat 2017 Salı

Şipşak, Hızlı Yazılar: Ciddiyetsizliğin 50 Tonu

"Önüne gelen akıl veriyor lan." (Eski bir Karga atasözü)

*Ciddiyetsiz bir yazıyla karşı karşıyasın dememe bilmem gerek var mı Okurcum?*

Melankoliden kurtulmanın türlü yollarını arıyordum ki kendimi bir anda ciddiyetsiz bir şekilde nasihat dinlerken buldum. Hahah

Göya haftada yalnızca 1 kez blog yazacaktım ve hafta sonu vakit buldukça yorum cevaplayıp blog okuyacaktım. Peh! Yorumlara cevap vereceğim efendim ama diğer konularda ne kadar istikrarlı olabileceğim konusunda tahmin yürütmek istemiyorum. Şayet yaparsam, şuan burayı takla atarak terk edebilirim ama yaklaşık 6 aydır hiç spor yapmadığımı hesaba katarsak takla atmayı gözüm yemez sanırım...

Melankoliden kurtulmak. Hom... Öncelikle yaptığım şey telefonumdaki ayıla bayıla dinlediğim histerik şarkıları silmek oldu. Sonra da gelsin Taylor Swift'den şek it oflar, Demi Lovato'dan ay reli dont kerler. *Cıstak cıstak yapan salak bir Karga hayal edebilirsin burada*(Ya da dilersen aşağıdaki gibi bir Kız da hayal edebilirsin ama bir süre Karga olarak takılacağım haber edeyim)

Günlerden Salı. Ders programı tıklım tıkış hazırladım ama bir şekilde heyecanlıyım, bu dönem daha iyi geçecek gibi hissediyorum(Dün böyle hissetmiyordu). Ne kadar bazı dengesizler mal mal konuşsa da mesela bir tanesi kalkıp dese ki "homm conom son joponyodo çoloşmok ostoyorson omo orodo kodonlor hor goroloyo, torkoyodon folon botor." Ben de boş boş baktım suratına, 2 dakika önce "caponyada insanlar çok serbest" diyordu bu hoca?! Lafa "Kötülemek, umudunu kırmak gibi olmasın ama" diye başlayınca benim şartel attıydı ki zaten, cereyanlar falan gitti, beyne veri iletemedim ben o arada. Japonya'da insanlar kibar ama iki yüzlüymüş, kadınlara "sen evinde otur çalışma" muamelesi yapılıyormuş. İyi de insanların olduğu her yerde böyle saçma sapan şeyler olur, arkadan entrika çevirmeler mi dersin, kıro beyinli üniversite mezunları mı dersin, ohooo. Zati ben Japonya'da kalıcı da olmak istemiyorum ki, adamlar ilerlemiş demi baya bir bizden öteler sonuçta. İki bir şey öğrenip ülkeye faydamız olsun istiyoruz. SÖO VATS YÖR PIRABLIM SENSEİ?

Melankoliden kurtuluş için müzik acayip etkili deneyin derim, bir de böyle bikbikçileri de dinlemeyin efendim. Birileri her zaman "yapamazsın" "ÖMKÖNSÖZ" diyecek ama nedir Karga(olmazsa da Kız) severlerin hayat felsefesi(evet bu aralar ego dopingledim bir de biraz) "Zoru hemen yaparız, imkansız biraz zaman alır."



Sevgiler
Karga

5 Şubat 2017 Pazar

Şipşak, Hızlı Yazılar: Buralar Hep Karışmış


Yetişkinliğe geçiş sürecinin duygu buhranlarıyla beraber aşırı mükemmeliyetçiliğin getirdiği huzursuz ruh halinin birleşimi şuanda içinde bulunduğum hal. Kafamın içinde at koşturan düşünceler ve yorgun duygular var. Gelecek kaygısı, günü iyi değerlendirmek, sevdiklerime vakit ayırmak, kendime vakit ayırmak gibi düşüncelerin beni bu kadar yorabileceğini tahmin etmezdim ama yoruyor. Peki, sebebi ne? Biraz umursamaz davranmak beni öldürmez ya da hayatımı felakete döndürmezken neden bu kadar ciddiye alıyorum her şeyi? Evet, umursamaz davrandığım zamanların sonunda daha ciddi stresler yaşayıp kafayı yemenin eşiğine geldiğim oldu ama bunun ayarını tutturabilmemin mümkün olduğunu düşünüyorum. Her şeyin hesabını yapmamın imkanı yok; en mükemmel tatili geçirip, en mükemmel ders programını hazırlayıp, en mükemmel üniversite dönemini geçirmek… Söze “mükemmel” kelimesi karıştığında zaten gereksiz bir parlaklık bir patlama oluşmuyor mu cümlede? Evrendeki sistem bile sekteye uğradığında, bozulduğunda açıklığı yamamak yönünde çalışıyorken ben neden her şeyi tek seferde en doğru şekilde yapma isteği duyuyorum? Benden “mükemmel” diye bahsetmeleri için mi? Ya da daha doğrusu kendimi “mükemmel” görebilmem için mi? Bu istek gereğinden fazla zulümkar değil de ne. Herkesin yamanacak açıklıkları vardır, bunların varlığını reddetmek delik deşik kalmamıza neden olur. Çok açık değil mi?


Sevgiler
Kız

26 Ocak 2017 Perşembe

Dünlüğümsü, Bugünümsü, Belki Her Günümsü


Kişisel yazıların beğeni miktarının diğer yazılara nazaran daha fazla olduğu bir blogta günlüğümsü yazılar yazmak da gerek sanırım. Aslında kişisel blog platformunda gereklilikler devre dışı kalmalı bence.
Her neyse.
Hayatın akışına kaptırmışım kendimi sevgili Okur'cum. Günler nasıl geçiyor, neler oluyor elbette ki farkındayım, hatta hayat bazı şeyleri fark etmem için gözüme gözüme sokuyor lanet olsun ki. Öyle bir kusma isteği, bir kalıpları yırtma isteği doluyor ki içime anlatamam. Bu günler içerisinde çeşitli hallerimi gördüm: Hava şartları nedeniyle ertelenen sınavlar ardından eve dönüşe yaklaşmışken iptal edilen uçaklar, aynı gün içerisinde şehrin bir ucundan diğer ucuna koşa koşa trene yetişme çabaları ve günün sonunda pert olmuş bir Kız, memlekete dönüşün ertesi sabahında çok sevdiği bir insanın vefat etmesi ve yaklaşık üç saat sonra mini mini bir yeğenin dünyaya gelmesiyle ağlasa mı gülse mi şaşıran bir Kız ve 1 hafta içerisinde 3 defa şehir değiştirip o arada da bazı kararlar almaya çalışan ve kendine sürekli karışan sıfatı "yetişkin" olan insanlara sinirlenen bir Kız.

Bir saniye, üsküfra(istifra) edip geliyorum.

12 Ocak 2017 Perşembe

Yatay Geçiş Serisi #3 İngilizce'yi Parçalamak

Bu seriyi bir türlü bitiremediğim için kusura bakmayın, araya çok fazla şey girdi ve fırsatım olmadı. En kısa sürede 4. yazıyı da yazarak seriyi tamamlamak niyetindeyim. Umarım yardım arayanlara faydası dokunur.


Yatay geçiş yapmayı düşünen sevgili arkadaşım. Yatay geçiş yapmayı düşünebileceğin üniversiteleri seçip sıraladın, şartlarını da yanlarına mini mini dizdiysen bak bakayım oralarda bir yerde İngilizce sınav şartı koyan üniversite var mı? Yok ise bu yazıyı okuman gerekmiyor zaten, git ortalama kas sadece :D Eğer var ise, şöyle geç bakalım karşı sandalyeye, iki çay söylüyorum, biraz konuşmamız lazım.
Cevabını bilmen gereken birkaç soru var öncelikle:
- İngilizce şartı arayan üniversiteler hangi sınavları kabul ediyor? Kendi İngilizce sınavları var mı?
- İngilizce seviyen nasıl?
- Kurs takviyesi alman gerekiyor mu?

O zaman cevaplamaya başlayalım beraber.

7 Ocak 2017 Cumartesi

Ben Mi Kalkayım Yoksa Çayı Sen Demleyecek Misin?


Yazmak ya da yazmamak işte bütün mesele bu.(mu acaba?)

Selam Sevgili Okur,

Şu aralar bir türlü elim klavyeye gitmiyordu. Çeşitli sebeplerim var kendimce ama en önemli sebebim, yazmış olmak için yazmamak. Sırf yazı paylaşmış olmak için yazmaktan haz etmiyorum, kendimi ve okuyanları oyalıyormuşum gibi hissediyorum. Dönüp dönüp aynı iç daralmalarımı, başaramadığım-beceremediğim için çektiğim sıkıntıları, her ne olursa olsun tekrar ayağa kalkmak için kendimi umutlandırma çabalarımı zaten yazıyorum arada sırada ama sürekli bunlar hakkında yazmak da keyif vermiyor, muhtemelen okuması da keyif vermeyecektir. Buraya yazınca da fazla rahatlayamayacağımı hissettiğimde de yazmıyorum; insan bazen kendi kendine halletmeli sorunlarını, çünkü ancak o zaman olgunlaşır ve kendinde değişimlere gidebilir bana göre.

3 Ocak 2017 Salı

Hayat! Sana Soruyorum!


Hayat.
Sana soruyorum.
Sana nasıl davranmam gerekiyor?

"İçinden geldiği gibi."

Peki ya gelen şeylerin içimden olup olmadığını bilmiyorsam?
Ya başkalarının arasında "ben"i kaybettiysem,
ya bana "benim" gibi görünen şeylerin bende emanet gibi durduğunu hissediyorsam,
ya onlar da aslında "benim" değilse bana ait olanı, benim içimden geleni nasıl bulacağım?

"Çocukluğuna bak."

Çocukluğumdaki "ben" büyüklerin dayatmalarıyla süslenmiş küçük bir kız. Uslu bir çocuğun karakteri ne kadar "ben"i yansıtabilir?

"O zaman yeni bir "ben" inşa et."

Bunu yapmacık olmadan, başkalarından etkilenmeden nasıl yapabilirim?

"İnsan yalnız başına yaşayan bir varlık değil. Ne olursa olsun çevresindeki diğer insanlardan etkilenir. Bu her zaman kötü bir şey değildir. Etkileri benimsemeden önce sorgula. Sorgularken başkalarının "ben"lerini değil, kendi hislerini kullan. Bunu yaparken hata da yapabilirsin. Hata yapmaktan korkma. Bir nebze korku iyidir ama mükemmeliyetçiliğin ödlekliğini benimseme."


Sevgiler
Kız