28 Ağustos 2016 Pazar

Mr. Nobody(Bay Hiçkimse) -Film-

Selam Sevgili Okur,
İşte bir film yazısıyla daha beraberiz. Bugünkü film oldukça özel ve önemli bir film bana kalırsa. Zamanında filmsizlikten yakınan ben nerelerde arıyormuşum acaba filmleri bilemiyorum çünkü filmimiz 2009 yapımı.
Filmin konusu:
Baş karakterimiz Nemo Nobody(Nemo Hiçkimse), geleceği bilmektedir ama birden fazla geleceğe sahiptir. Her şey doğmadan önce geleceği unutturan melek dokunuşunun unutulması ardından da ebeveynlerinin ayrılmasıyla başlar. Nemo bir seçim yapmak zorundadır ama bu öyle kolay bir seçim olmayacaktır: Annesini mi yoksa babasını mı tercih edecektir? Filmdeki karakterin deyişiyle "İmkansız bir seçimle karşı karşıya gelen 9 yaşındaki bir çocuğun" seçimlerini izliyoruz.
Yaptığımız seçimler hayatımızı nasıl etkilemektedir? Ya başka bir seçim yapsaydık hayatımız nasıl olurdu?

Film kesinlikle nefes kesiciydi. Türüm türüm felsefe ve psikoloji kokuyordu, eh bir nebze de aşk vardı tabii. Seçimlerin bir insan üzerinde yaratacağı etkiler, o insanın her seferinde aynı durum üzerinden tekrar tekrar yaptığı farklı seçimlerinin getirdiği bir çok hayat ve bu hayatların hepsinin bir insanın geçmişi olarak zihninde hep taze kalması. Bolca kafa karıştıran sahneleri oldu filmin ama sonunda her şey rayına oturdu(ray ne kadar da manalı bir kelime bu film için).
Film boyunca verilen mesaj "yapılan seçimlerden pişman olmamak" oldu benim için.

Milyonlarca olasılığın içinden birini seçip yavaş yavaş hayatımızı inşa ediyoruz. Bazen tercih şansımız bile olmuyor o tercihe sürükleniyoruz çünkü o sırada başkaları da tercihte bulunuyor. Birileri bir şey yapıyor ve bizim hayatımız değişiyor. Kelebek etkisinin ne kadar da sinir bozucu olabileceğini görüyoruz filmde.
Filmdeki "Satrançta yapılabilecek en iyi hamle, hamle yapmamak olursa buna Zugzwang denir." sözü üzerine yaptığım küçük çaplı araştırmayla durumu çok güzel anlatan aşağıdaki ekşi sözlük girdisini buldum.
(büyütmek için resmen tıklayın)
Filmden birkaç kare daha:
Tüm bunlara ek olarak yapı olarak filmi eleştirirsek sahne geçişleri, çekimleri, karakterler için ayarladıkları çağrışımlara bayıldım. Hatta çağrışımlar kısmını farkedince o kadar mutlu oldum ki film bitince bir tane resim hazırladım, baktım internette kimse yapmamış.
(Adamın sevdiği 3 kız ve karakterler küçüklükte giydikleri kıyafetlerin renklerindeki kostümler giydiler film boyunca.)

Benim için bol mana yüklü bir film olmasının sebebi belki de tam doğru zamanda izlemiş olmamdandır. Artık kitapların, filmlerin ya da bazen insanların geldikleri zaman öyle doğru zamanlar oluyor ki. İnsan uzun süredir boğuştuğu dertlerden bir nebze kurtuluyor, kurtulmasa bile insanı bir şeylere çözmeye itiyor.

Son zamanlarda tema ve konu yönünden bu filme benzeyen çok fazla filmle ve diziyle karşılaştım(bkz. insan neye ihtiyacı varsa onu bulur):
-Thomas Harris'in Hannibal kitabındaki Hannibal karakterinin Stephen Hawking ve onun eseri hakkındaki "Zamanın Kısa Tarihi" adlı filmi izlemesinden ve bu konuya ilgisinden bahsediyordu. Henüz izlemediğim ama izlemeye niyetli olduğum bu film evren, geçmiş-gelecek ayrımı gibi konuları işliyormuş. Mr. Nobody filminde de benzer bir konudan bahsediyor. Evren düzensizlik yönünde ilerliyor, bir fincan kırılıyor ama o fincanın geri birleştiğini görmüyoruz. Peki evren mutlak düzensizliği ulaşınca ne olur? Fincan yine eski halinde görebilir miyiz?
-Halen izlemeye devam ettiği W-Two Worlds dizisinde de tek bir karakterin etrafında dönen bir dünyadan bahsediliyor tıpkı bu filmde olduğu gibi. Belki bir farkla: W'da o karakter bir çizgi roman karakteri ve hayatını yazan-çizen bir adam var ama Mr. Nobody'de Nemo'nun hayatını yine Nemo yazıyor.

Bak yaa. Aklımda kaç tane film-dizi vardı ve şuan uçup gitti. Aklıma geldikçe yazıyı güncellerim Okurcum, kusura bakma :/

Ah söylemeden geçmeyeyim yoksa bilirsin kötü hissederim. Filmde cinsel sahneler de bulunmakta. Çocuklarla ya da ailecek izlenemeyecek şekilde. O sahneler dışında insana oldukça fazla şey katacağını düşünüyorum tabii ki. Bu uyarım "filmi izlemeyin" gibi bir anlama gelmiyor :D
Gitmeden filmin mükemmel şarkılarından oluşan bir çalma listesini de buraya bırakayım dedim. Önceden hazırlamış olan listeleri kendi listemde birleştirdim. Listeyi dinlemeye üşenirseniz bile hiç olmazsa ilk şarkıyı dinleyin he mi :))

Hadi kendine iyi bak :)

Sevgiler
Kız

Telefonsuz Kalan Kız'ın Güncesi

(Telefonsuz Bölge)
Selam Sevgili Okur,
Telefonum bozuldu.
Alışık olmadığım bir durum telefonsuz kalmak, bu sebeple buraya yazmaya niyetlendim. Kime anlatabilirdim ki başka?

#Gün 1
Telefonum dün bozuldu ama bir süreliğine de olsa açıp kullanabildiğim kısa bir zaman dilimi olduğu için dünü değil bugünü birinci gün saydım(bkz. belirsiz günler karmaşası)
Telefon olmayınca ne kadar da sakin geçti günüm.
Mesaj yok
Arama yok
Abuk sorular sorup duran millete kibarlık yapacağım diye kendimi yırtmak yok
Zırt pırt vazzap'ı açıp platoniği stalklamak yok(aslında bir süredir zaten azaltmıştım bunu)
Oh mis.
Sadece bir ara telefondan şarkı açmaya diye yeltenip bataryası çıkmış öylece yatan telefonumla göz göze gelince içim cız etti o kadar.
Biran önce tamire götürülmeli bu telefon...

#Gün 2
Malum telefon bozuk ve sabaha kalkmak için alarm da kurmam lazım. Benim eski tip bir çalar saatim var. Geceden kurdum alarmı ve sabah kalp krizi geçirir gibi uyandım. O nasıl bir alarmdır yahu! Yeminle yatağa geri döndüğümde kalbim boğazımda atıyordu halen. Telefonumu özledim ben, o sakin alarmını falan...
Gün içinde internet lazım oldu ama telefonum yoktu.
Kargoyu kontrol etmem lazımdı ama telefonum yoktu...

#Gün 3
Hastaneye gittim. Annem park yeri bulamadığı için arabayı park edecek bir yer aramaya geçti, bense doktorun yanına. Malum telefon yok(sanırım "telefon yok" diye bir etiket açacağım, yazı da o kadar çok kullandım ki), buluşmak için bir yer belirledik. Neyse ki şansımız yaver gitti de sıkıntısız buluşabildik çünkü buluşacağımız yer de duraklama yapacak yer yok ve vızır vızır trafik var(gittiğim hastanenin bulunduğu yerde park edecek yerler dışında hiçbir yere duraklama yapamıyorsunuz çünkü yer yok).
Telefonum bu durum dışında ihtiyaç olarak aklıma bile gelmedi. Arada bir canım snapchat'e bakmak istedi ama o da geçti gitti sonra.
Bu arada telefonumu tamire verdik, yarın ulaşır elime sanırım.

#Gün 4
Telefonumun yokluğunu çok hissetmediğim bir gündü. Sadece kitap okurken ilgimi çeken bazı şeyleri araştırmak için lazım oldu ama kardeşimin tabletini kullanarak işimi hallettim.
4. günün akşamında telefonuma geri kavuştum ve sanırım 2 saat boyunca alıştığım hâline getirmekle uğraştım.

Telefonumun bozuk olduğu şu 5 gün boyunca çok da farklı bir olay gelişmemiş. Herkes geyik modunda sohbet edip snap atmış. Mavi Gözlü Lecter halen kel olduğu foroğrafını kaldırmamış profilinden.


Telefonum geldikten sonra hayatımda neler değişti? Yine bol bol vakit harcadım telefon başında. Telefonun faydalarını düşününce telefonsuz bir hayat kurmaya çalışmak manasız geliyor ama zararlarından da kurtulmam lazım. Telefonsuz bir hayat kurmaya kalkışsam ve mesela aşağıya eklediğim videodaki gibi olsa hayat, nasıl olurdu?

Video oldukça eski ama etkisi halen taze :D 

Sanırım kendime telefon başında geçireceğim zaman konusunda kısıtlama getirmem gerek. Velhasılıkelam telefonunuz bozulduysa hayat hem çok zor hem de sakin olabiliyor. (Meh! Koca yazıdan çıkan sonuca hele)

Sevgiler
Kız

23 Ağustos 2016 Salı

Şipşak, Hızlı Yazılar: Ne Oluyor Anlamadım

Alerjimden kaynaklı sabahın köründe kulağım kanadı, neredeyse bayılıyordum.
Doktora gittim bir yığın ilaç verdi yine heyyo.
Moral bozukluğu, kulak, baş ve göz ağrısıyla beraber tükettiğim abur cuburun ve izlediğim dizinin haddi hesabı yok.
Dizideki(Cheese In The Trap) aşk sahnelerini izledikten sonra sanki o anları ben yaşamışım gibi mutlu oluyorum ama aslında ağlamak istiyorum o sahnelerden sonra(Shit! Damn it!)
Evin içinde oradan oraya atlıyor, zıplıyor, kahkahalar atıyorum.
Bütün bunlarla beraber fazlaca gerginim, acaba yatay geçiş yapabilecek miyim?
Ha, sahi. Kulağımdan dolayı spor da yapamam.
Böyle yani
En azından diyorum, sınavdan sonra birkaç hafta, gerçek anlamda bütün senenin acısını çıkardım. Şu hastalığım da biraz hafiflesin yeni hazırladığım ders programını uygulamaya başlayacağım.



Sevgiler
Kız

21 Ağustos 2016 Pazar

GECE -> Gönder Gelsin -Şarkı-

Bugün bir şeyler yazmak yerine sadece şarkı paylaşasım var. Buyrun efendim, gaza ihtiyacınız varsa :)

Sevgiler
Kız

18 Ağustos 2016 Perşembe

Kendini Bi Bok Sanma Sendromu

Yasal Uyarı: Okumak üzere olduğunuz yayın, gereğinden fazla "bok" kelimesi ve küfür içerme riski taşımaktadır.
Evet, Sayın Okurcum,
Bugün sana bu aralar oldukça fazla karşıma çıkan(aslında hep vardı da yeni dikkatimi çekmeye başlayan) bir sendromdan bahsedeceğim: Toplumumuzda sık sık kullanılan "bi bok olamamak" deyiminden sonra türediğine inandığım "kendini bi bok sanmak" sendromu. Bu sendrom, genellikle kendine bir şey danışılan ya da kendini bir şey danışılacak seviyede gören insanlarda ortaya çıkmaktadır. Durumuna göre zararlı ve zararsız olmakla beraber çoğu zaman karşı tarafın sinirlerini fazlaca yıpratabilirler. İstersen anlatmaya örneklerle devam edeyim ki daha rahat idrak edebilesin(canlı örnek hıhahıha :D Eğlendim.)

#Kurgu 1
17 yaşındaki Aysu'nun aklı çok karışmıştır. Alacağı kıyafete bir türlü karar verememektedir. Birinin aplikeleri hoşuna giderken diğerinin kesimine bayılmıştır. Kızın kararsızlığını farkeden mağaza görevlisi kıza iki kıyafeti de aldırmak için ant içmiş gibi davranmaktadır. Mağdur genç kızımızın aklına aniden parlak bir fikir gelir ve kıyafetlerin fotoğrafını çekerek vazzaptan kuzen grubuna atıp konseye danışır. Soru ve istenilen cevap şekli bellidir: İki kıyafet arasında tercih yapılması istenilmektedir. Konseyden gelen yorumlar:
Jonjonum:
Ya tatlım onun bedeni sana büyük sanki. Küçük bedeni olsa da üstünde hoş durmaz gibi.
Aşkitom:
Kuzi yaa nerede giyeceksin sanki bunları. Boşver bence ;)
Melekim:
Ponçiğim, mor renk yok mu bunlarda? Bence mor yoksa dönüp bakma bile.
Aslında konseydeki kuzenlerden birisi ancak dar ve kısa kıyafetler tercih ederken, birisi sadece salaş giyinmektedir. Bir diğer kuzense moda dergilerini hatim etmekle meşgulken rüküş olmaktan öteye gidememektedir.

#Kurgu 2
63 yaşındaki Ayşe teyzemizin ciddi diz ağrı sorunları vardır. Doktora her gidişinde doktor ısrarla azar azar yürüyüş yapmasını ve böylelikle dizlerinin açılacağını söylerken teyzemizin kafası halen karışıktır çünkü son doktor ziyaretinden sonra uğradığı kız kardeşi ona kendi yaptırdığı diz kremini sürüp yürüyüşten kesinlikle uzak durmasını tembih etmiştir. Ancak Ayşe teyzemizin bilmediği şeyler vardır ki o da kız kardeşinin dizlerinde ciddi bir sıkıntının olmaması ve bir ansiklopediyi dolduracak kadar bol olan engin bilgilerinin altın günleri kaynaklı olduğudur.
#Kurgu 3
Mehmet 21 yaşındadır. Üniversiteden henüz mezun olmuştur ve kendini yurt dışındaki amcasının yanına gidip amcasının çalıştığı bilgisayar şirketinde çalışmaya hazır hissetmektedir. Konuyu önce yakın arkadaşına açar. Böyleyken böyle der(sen anladın cınım). Arkadaşı henüz 3. sınıftan kalan derslerini veremediği için mezun olamamıştır ama kendini konu hakkında oldukça bilgili görmektedir. "Kanka" der, "Önce bi Türkiye'de bir şey yap da öyle git" der. "Sanki oraya gidince seni mühendislerin arasına mı oturtacaklar, ayak işi yaptıracaklar anca" der ve Mehmet'in hevesini düşürür biraz ama Mehmet pes etmez. İçindeki son umut kırıntılarıyla amcasını arar ve durumu açar. Amcasının cevabıysa "Valla yiğenim, buralarda da iş sıkıntısı var. Hem sen hanım evladısın zor gelir sana buralar. Yanımda ağlayacak bir bebe istemiyorum. Okey?" olur.
Aslında Mehmet'in amcası, zamanında evin başı buyruğu, mahallenin zibidisi kıvamında saçı jöleli, parfümü 2 haftalık ter kokusu olan Ayhan'dır. Güç bela bilgisayar mühendisliğinden mezun olmuştur. Sonra da kendi mesleğiyle alakalı hiçbir işe kabul edilmemiştir. Antalya'da edindiği Türkçe bilen turist sevgilisine ayarlattırdığı iş ile yurtdışına kaçma fırsatı elde etmiştir. Aslında bilgisayar şirketinde de değil, bir markette kasiyer olarak çalışmaktadır.

Ayrıca bkz. kendini bir bok sanmak Buraya yazılamayacak kadar küfürlü geldi de bu :D

Ayrıca şu şiirle olaya farklı bir bakış açısı kazandırılmış :D

Olay genel çapta bu işte. İllaki herkesin karşısına bu sendroma sahip birileri çıkmıştır. Bu kişinin az biraz deneyimi vardır ya da kulaktan duyarak deneyim edindiğini düşünmektedir ya da sadece kendinin bir bok sanılmasını istemektedir. Bu durumundan aldığı yetkiye dayanarak önüne gelene akıl verme ve eleştiri yapmak hakkını kendinde bulur.
Bu sendroma uzun süredir sahip kişiler kendilerine herhangi bir getirisi olmayacak(hatta götürüsü olacak) "herbokologluk" unvanına da sahip olabilirler.
Bu gereksiz yazıyı yazmama sebep olan yatay geçiş hakkında soru sorduğum ama sorularıma cevap vermek yerine "hadi kazanamazsan", "çok fena zorlukları var ama var ya cidden çok zorluklar oldu da şimdi moralini bozmayım. sen hele bi kazan öyle anlatırım(o zaman bozacakmış moralimi)" gibi muhabbetler yapan ve kesinlikle soru sorduğuma da soracağıma da beni pişman eden kişiye teşekkürler. Bak ben ne yaptım ettim seninle yaptığım o gereksiz konuşmadan bir şey çıkardım. Derslerden dolayı zorluk çıksa ne yazar("insan kendi kendini bir bok sansa da bunu başkalarına yanstımadığı sürece bu durum özgüven kaynağıdır" örneğiydi bu da :D )

Yazımı alıntı bir dörtlükle bitirmek istiyorum:
Kamış ses verince ney oldum sanır,
İp gerilince yay oldum sanır,
Sarayda oturmakla padişah olmaz kişi,
Aptal ata binince bey oldum sanır.

Sevgiler
Kız

16 Ağustos 2016 Salı

Şipşak, Hızlı Yazılar: Biraz da Ben

Selam Sevgili Okur,
Kişisel bir şeyler karalamayalı kaç yazı olmuş yahu. Biraz kendimden bahsedeyim dedim. Günler nasıl geçiyor, neler düşünüyorum, neler yaşıyorum? Bilmem merak ettin mi ama yazayım, belki birileri boş zamanını doldurmak için okur değil mi, mesela sen? Heheh

Spor ve diyete başladım 2 hafta önce. Okullar açılmadan birkaç kilo verip, midemi terbiye etmem gerek. 1,8 kilogram vermişim, spor falan da yapınca iyi gidiyor. Bu arada sanırım kollarım azıcık kaslandı(önceden de spor yapıyordum) :D Tabii kardeşime göre onun da şekerparesi baklava oldu ama neyse :D

Üniversite başvurumu yapmıştım demiştim. Nefesimi tuttum ve sonuçların açıklanmasını bekliyorum. Zor oluyor tabii, 1 haftadır nefes tutmak falan, hem de daha 2 hafta varken. Ohhooo. Neysem bu süreçte sadece dizi-film izlememek gibi bir niyetim var. Malum gidişat bu bahsettiğim yönde gibi de :D Dur bakayım, ben yine hedef koyayım kendime, yoksa olmayacak böyle.

Mavi Gözlü Lecter vardı ya hani. Bitti sanırım yaa. Geçen buna tercih dönemi hakkında mesaj falan attım, o da bana şeker bir jest yaptı ama tatlım yaa jest olduğunu çok çaktırdın. Seni düşündüm diye kibarlık yapman gerekmezdi. Zaten benimle doğru düzgün konuşmuyorsun ki. İki laf edip mesajı bitiriyorsun zaten. Hem bak, Falcı Bacı da diyor geçmiştekini unutup yeni birine şans tanımamı.
Lanet olsun, sevseydin n'olurdu ki sanki?!

Okurcum var ya sanırım hayatın belirsizliğine alışmaya başlıyorum. Hatta bazen bu halini sever bile oldum. Geleceği bilsek daha kötü olurdu sanki. Mesela bir şeyleri beklerken düşünebilmek için vaktimiz oluyor. Mantıklı ve sakin düşünebilmek için biraz zamana ihtiyaç duyuyor insan.


Sevgiler
Polyanna'nın Kankası Kız

14 Ağustos 2016 Pazar

Suicide Squad -Film-

Selam Sevgili Okur,
Suicide Squad filmine gittim(12 Ağustos'da vizyona girdi). Eğlenceli filmdi, harika tasarlanmış karakterleri vardı ama senaryo vasattı. Sırf karakterlerin yeteneklerini, yapabileceklerini gösterebilmek için alakasız dövüş sahneleri eklemek falan bana çok amatörce geldi(Evet, 40 yıllık film eleştirmeniyim. Hayır, 19 yaşında olmam bir şey değiştirmez. Sahi, 19 oldum değil mi yaa...). Amaaan, çok da problem değil çünkü filmi izlerken eğlendim. Sonu da havada bırakıldı ama şimdi son zamanlarda çekilen bütün filmler aynı taktiği yapıyor yalan mı? Popüler olan bu ama kam oon :D
Yalnızca Joker ve Harley Quinn hatrına bile gidilebilecek bir film, mükemmel iki karakterdiler gerçekten :)

















Filmde beni etkileyen hususlardan birisi de şarkıları oldu. Gerçekten kaliteli şarkıları vardı. Buyrun efendim beni en çok etkileyen 2 şarkı:



Bu iki (bence)mükemmel olan şarkıya ek olsun diye senin için Spotify'daki Suicide Squad albümünü dinledim ve beğendiğim şarkıları seçtim:
-Sucker For Pain - Lil Wayne, Wiz Khalifa, Imagine Dragons, Lil Wayne, Logic, X Ambassadors, Ty Dolla $ign(Destan gibi oldu yahu :D )
-Heathens - Twenty One Pilots(Film çıkmadan önce bağımlısı olduğum şarkı)
-Without Me- Eminem(Klasik bu şarkı zaten :) )

Tüm bunların dışında değinmek istediğim bir konu var: Obsesif(Takıntılı) Aşk. Joker ve Harley Quinn karakterlerini ne kadar sevsem de aralarındaki aşk için" hayalimdeki aşk" tanımını kullananları görünce garipsiyorum. Birbirlerini, birbirlerini öldürecek kadar seven bu iki karakterin deli olduğunu hatırladığımda aralarındaki aşkta bir problem göremiyorum ve hatta iki insanın birbirini bu denli sevmesi hayran olunası ancak, birbirlerine zarar verme kısmı olayın tadını kaçırıyor bence. Yukarıda video halinde paylaştığım "Gangsta" isimli şarkı da bu filmdeki obsesif aşk şarkısı gibi bir şeydi. Şarkının sözlerine bakarsan ne demek istediğimi daha iyi anlayabilirsin sanırım(şarkı sözleri için tık tık ) Bu konu hakkında daha fazla konuşmak isterim. Varsa bu konu hakkında diyeceğin buyur yorumlara sevgili Okur, biraz konuşalım :)

Sevgiler
Kız

11 Ağustos 2016 Perşembe

Cheese In The Trap -Dizi-

Selam Sevgili Okur,
Sanırım bloğum dizi-film yorum bloğuna dönüşecek yakında :D Olmazsa aylık yazayım bu tip yazıları diyorum ama yook, bir şeyi beğendim mi hemen yazıp paylaşmam lazım benim. Hem bana arada eserler öyle izlerim dizi-filmleri, öyle aylık yazı yazacak kadar bir düzenim yok ki(yavrus ne esintiyse 1 senedir :D Sadece diziler konusunda daha bu ay gelen bir esinti oldu o ayrı işte :D )
Dizimizin Adı: Cheese In The Trap
Konusu: Hong Sul isimli sıradan bir üniversite öğrencisi olan kızımız, okulundaki örnek öğrenci olarak gösterilen Yoo Jung isimli öğrencinin aslında sanılanın tam tersi olduğuna inanmaktadır. Ve ilerleyen zamanlarda Yoo Jung'un başkaları tarafından bilinmeyen özelliklerini keşfedecektir.
(İlk bölümü izledikten sonra biraz da internette ki konu yazılarından kopya çekerek anca bu kadar yazılabiliyor konu yazısı, bağışla :D )

Nabrut'un defalarca tavsiye etmesine rağmen "Dizi izleyemiyorum ben bu aralar yaa" triplerim olmasaydı daha da önce izlemeye başlayabilirdim diye ahlanıp vahlandım ilk bölümü seyrederken sevgili Okur (Nabrut'un yazısı için tık tık ).
Lisedeyken ya da liseden önce Kore dizisi izlerken lise dizileri özellikle çekerdi beni. Şimdiyse üniversitedeyim ve tabii ki üniversite dizileri ilgimi çekiyor :D Ya aslında şuan ki dizi tavsiyemin W - Two Worlds dizi tavsiyemle uzaktan yakından alakası yok. O dizi fantastik ve ilgi çekici pek çok yönüyle(bkz. 1 2 3) beni kendine bağladı ama bu dizi tam zıttı oldukça yalın ve gerçek hayatla bağlantılı yanıyla beni bağladı(sadece 1. bölümü izledim). Zaten hayatımla bağlantı kurarak izlediğim dizilerde beni bağlayacak unsur kesinlikle olağan olaylar oluyor. Bu unsurlar ve yanına güzel oyunculuk, hoşa giden bir kurgu beraber olunca dizi beni çekiyor ister istemez :D
İşte, izleyin diyorum yani efendim :D
(Dizinin afişleri de bir o kadar sevimli :) )

Ayy, yazacaklarım şimdilik bu kadar. 2. bölüm de inmiş bilgisayarıma nihayet. Gidip dizi izleyeceğim ben :D

Sevgiler
Kız

10 Ağustos 2016 Çarşamba

Milyon Dolarlık Bebek -Film-

Selam Sevgili Okur,
Yine yemedim içmedim film izledim. Herhalde bu sene en çok film izlediğim senem oldu. Mesela buraya yazmadığım ama izlediğim son filmler arasında Şeytan Prada Giyer(pek beğenmedim), Evcil Hayvanların Gizli Yaşamı(eğlenceli bir animasyon filmi) var. Hiç bu seneki kadar film izlediğimi hatırlamıyorum ama sebebinin bana hitab eden filmleri bulmakta artık zorluk çekmemem olduğunu düşünüyorum. Şimdi daha düzgün araştırıp daha çok kaliteli filmler bulabiliyorum :) Ha her zaman nokta atışımı? Maalesef hayır fakat bu günkü kelimenin tam anlamıyla nokta atışı. Zaten psikoloğumun tavsiyesiydi ve belki de film izlenmek için doğru zamanı bekliyordu çünkü bu filmi daha önce izlemiş olsaydım bende aynı etkiyi yaratır mıydı bilmiyorum.

Filmimizin adı: Milyon Dolarlık Bebek
Konusu: Boks antrenörü olan Frankie Dunn yıllarca sayısız boksör yetiştirmiştir. Yetenekli bir antrenör olmasına rağmen elinde batmanın eşiğinde bir spor salonu ve bu salon içerisinde biri eski bir arkadaşı olmak üzere pek çok insan barındırmaktadır. Bu sırada hayatı boyunca kendinin bir hiç olduğuna inandırılmış ve 30 yaşını geçmiş Maggie Fitzgerald, Frankie'nin onu bir boksör olarak eğitmesini istemek için gelir. Frankie pek çok kez hayır der ama Maggie kolay pes etmeyecektir.

Film kesinlikle harikaydı. Maggie'nin kötü yorumlara rağmen pes etmemesi, azmi, ısrarı kesinlikle bana ilham verdi. Biliyorsun buraya defalarca yazdım, güçlü kadınları severim ve ben de güçlü bir kadın olmak için elimden geleni yapıyorum; gerek bedenen gerek ruhen. Oldum olası çıt kırıldım insanlardan haz etmemişimdir. İnan bana bu film mağdur edebiyatı yapan çıt kırıldım bir kadın hakkında değil.
Filmi izleyen kişi eğer bir ders çıkarmak istiyorsa her halükarda ders çıkarabilir. İlla kadın olmak ya da boksla ilgileniyor olmak gerekmiyor filmi benimsemek için. Sonuçta bence bu bir azim öyküsüydü. Filmin vermek istediği mesaj: Hayat amacın her ne olursa olsun o amaca ulaşmak için çabaladığın bir hayatın olsun, sonunda ulaşamamış olsan bile bu uğurda ölmüş olursun. Filmin pek çok yerinde duvarlara, tavanlara yazılası sözler vardı.
Filmde en çok ilgimi çeken unsurlardan birisi de; gerçek hayatta baba-kız olmayan iki insanın nasıl baba-kız olabileceğinin işlenmesiydi.

Evet, sevgili Okur. Buraya kadar okuduysan ve aklından "Hmm, bu filmi izleyebilirim." diye bir düşünce geçirdiysen izlemeden önce seni uyarayım(bence bu spoiler sayılmaz) filmin sonu pek de hoşuna gidecek şekilde bitmeyecek. Ama tabii bir de şöyle bir durum var, burası dünya ve maalesef dünyada her zaman mutlu sonlar olmuyor. Sanırım bir filmde hiç bu kadar ağlamamıştım: Sinir, hayal kırıklığı, gerçekler acı bir tokat gibi indi suratıma resmen(izleyince daha iyi anlayacaksın). Bu sona rağmen filmin öyle sağlam bir mesajı var ki yine de umutsuzluğa uğramadım film bitince. 

Gittiğim yol benim ve doğru olan bir yol olduğu sürece hayat mücadele etmeye değer :)

Bu arada değinmeden geçmek istemiyorum: Filmde Frankie'nin Maggie'ye yaptırdığı cekette Mo Cuishle yazıyordu. Aslı, Mo Chuisle olan İrlandaca bu kelimenin bilerek yanlış yazıldığını düşünüyorum çünkü (izleyenler hatırlar, izlememiş olanlar da sonra dönüp baksınlar bu kısma) Frankie filmin başından sonuna kadar yarım yamalak bir şekilde İrlandaca öğrenmeye çalışıyordu. Dile tam hakim olmadığı için de kelimeyi yanlışlıkla hatalı yazmış gibi yapmaları çok espirili olmuş diye düşünüyorum :D

Filmden de birkaç alıntı yapayım ve bitireyim yazımı:
"Kazananlar sadece, kaybedenlerin yapmayacaklarını yapmaya isteklidirler."(Maggie antreman yaparken duvarda yazıyordu. Orjinali: Winner are simply willing to do what losers won't.)

"Tüm dövüşçüler şu ya da bu şekilde dik başlıdır. Bir kısımları daima, bazı şeyleri senden daha iyi bildiğini düşünür. Gerçek şu ki; yanılsalar bile, hatta bu onları mahvedecek tek şey olsa bile eğer inandıkları bu şeyi onlardan alırsan artık dövüşçü olamazlar."(Dövüşçüleri, mücadele eden insanlar olarak da düşünebiliriz.)



Sevgiler
Kız

7 Ağustos 2016 Pazar

Şipşak, Hızlı Yazılar: Header, Blogsözlük Radyo

Selam Sevgili Okur,
Nasılsın? :)
Ben iyiyim. Blogsözlük'ün uzun zamandır katılma fırsatı yakalayamadığım radyo yayınına nihayet katıldım. Gayet keyifliydi ve farklı bir deneyim olmuş oldu benim için :)
Bunun dışında teee ne zamandan beri aklımda olan header denememi yaptım. Baya amatör işi oldu kabul ediyorum ama paintle yaptım yahu :D Photoshop çok hojdır ama bende yoh ve tüm bu sebeple bedava olan paint üzerinde yeteneklerimi geliştiriyorum hehe :D
Header için temel aldığım resim aşağıda:
Header yapımında tavsiyen varsa çok işime yarar: program ya da teknik, aklına ne gelirse :)


Sevgiler
Kız

4 Ağustos 2016 Perşembe

Yıl Ortası Kitap Uçuşu -Mim-

Selam Sevgili Okur,
Paul beni şu yazısında mimlemişti. Gayet hoş bir mim, çok beğendim :)
Mim'e başalamadan önce:
"başlıktan da anlayacağınız üzere yılın ilk yarısında okuduklarımız üzerinden soruları cevaplıyoruz." demiş Paul. Yani, cevaplarım yalnızca 2016 yılının başından beri okuduğum kitapları kapsamaktadır.

1. Şu ana kadar okuduğun en güzel kitap?
Bu soruya hileli cevap vereceğim kıh kıh
Bu sene Türk Dili dersim için Kürk Mantolu Madonna'yı tekrar okumuştum bu sebeple bu soruya Sabahattin Ali - Kürk Mantolu Madonna diye cevap vereceğim. Sabahattin'e sevgilerimle :D

2. Şu ana kadar okuduğun en iyi devam kitabı?
Thomas Harris - Kuzuların Sessizliği
Hannibal serisinin 2. kitabı. Thomas, ilk kitapta amatörlüğünü atmış ve ikinci kitapta ustalıkla çıkmış sanki. Şuan 3. kitabı okuyorum, beklentim tavan tabii ki.

3. Okumak istediğin ama henüz okuyamadığın yeni çıkan bir kitap?
Jean Cristophe Grange - Lontano
Mayıs ayında çıkmış, mürekkebi henüz ıslak bir kitap. Bu seneki 2. kitap siparişimde sepete atacağım ilk kitap *-*

4. İkinci yarıda çıkmasını çok beklediğiniz bir kitap?
Bu soruyu pek anlayamadım :/

5. Sizi hayal kırıklığına uğratan kitap?
-Lovecraft - Bilinmeyen Kadath'a Düş Yolculuğu
Çok büyük beklentilerle almıştım bu kitabı ama hayal kırıklığıyla bitti, bitirmekte zorlandım maalesef ama Deep'in tavsiyesi üzerine bir şans daha vereceğim Lovecraft'a. Okuyacağım diğer kitabı Cthulhu Öyküleri olacak.
-Lewis Carroll - Alice Harikalar Diyarında
Yine büyük ümitlerle başladığım başka bir kitap. Beklentiyi düşük tutmam lazım sanırım. İlginç yanları olan bir kitaptı ama bütünüyle sevdim diyemiyorum maalesef...

6. Sizi şaşırtan bir kitap?
Mert Ofluoğlu - Ters Düz
Okurken pek çok şeye çok şaşırdım, daha ne diyebilirim bilemedim :D İlginç bir kurgusu vardı.

7. Favori yeni yazarınız?
Cengiz Aytmatov
Beyaz Gemi'yi okuduktan sonra "Ben neden hiç Aytmatov okumamışım?" diye düşünmeme sebep oldu kendileri.

8. En yeni kurgusal aşkınız?
Yok öyle bir şey :(

9. En yeni favori karakteriniz?
Hannibal serisinden Clarice Starling. Güçlü bir kadın karakter.

10. Sizi ağlatan kitap?
Henüz beni o denli etkileyecek bir kitap okumadım sanırım.

11. Sizi mutlu eden kitap?
-Ertuğrul Köroğlu - Akılcı Düşünme
Zaten kendisi bir psikoloji kitabı :D
-Paulo Coelho - Piedra Irmağı'nın Kıyısında Oturdum Ağladım
Beğenmediğim yanları olsa da oldukça dinlendirici bir kitaptı. Çerezlik ve huzur veren cinsten.
(Huzur=Mutluluk benim için :D )

12. En beğendiniz kitaptan uyarlanan film?
Tabii ki Thomas Harris - Kuzuların Sessizliği. Bilmeyen var mı halen :D

13. Bu yıl yazdığın favori kitap yorumun?
Şu yazı hariç kitap yorumu yazmamışım ama her okuduğum kitabın bilgilerini ve kitap hakkında yorumlarımı not ettiğim bir defterim var, bu senenin başından beri düzenli olarak tutmaya başladım. Üşenmeyip o defterdekileri bloğa geçirseydim gayet hoj olurdu aslında.

14. Bu yıl satın aldığın en güzel kitap?
Okuduklarım arasında sadece Mert'in kitabı Ters Düz var.

15. Yıl sonuna kadar neleri okumak istiyorsun?
Aman Tanrım! Gerçekten bunu öğrenmek istiyor musun? :D Liste o kadar uzun ki gerçekten buraya yazmaya üşendim çünkü toplu olarak bir yerde değil liste. Oradan buradan notlardan toplamam lazım. Acı bana :(

Yine sinir bozuculuğumu yapıp "Yapmak isteyen varsa onu mimledim" diyip kaçıyorum ben :D

Ah, bak gitmeden sana çok ilginç şarkı dinletmek istiyorum. Şarkıyı çok sevdim diyemeyeceğim ama dinlerken bir garip hissettirdi. Kızın çok ilginç bir sesi var. Klibi izleyerek dinlemeni tavsiye ederim ^
Sevgiler
Kız

3 Ağustos 2016 Çarşamba

W - Two Worlds -Dizi-

Eveeet Sayın Sevgili Okur,
Bugün Nabrut'luğa soyunup sana dizi tavsiye yazısı yazacağım. Herhalde uzun zamandır doğru düzgün oturup dizi izleyemeyen biri olarak beni ekrana mıhlatabilecek bir dizi bulunca bunu tanıtmazsam ayıp olurdu. Benim yorumlarıma girmeden önce Yeppudaa'da ki tanıtım metnini ekliyeyim.
"Dizi, otuzlu yaşlarının başlarında iki kişinin aşk hikayesini konu almaktadır. Aynı zamanda fakat farklı dünyalarda yaşayan iki insanın hikayesidir. Oh Yun Joo, babası ünlü bir çizgi roman yaratıcısı olan bir cerrahtır. bir gün aniden babası ortadan kaybolur, Oh Yun Joo onu aramak için atolyesine gider fakat babasının yerine kanlar içinde bir adamı, Kang Chul'u bulur. Kang Chul tarafından kaçırılıp farklı bir boyuta geçer."
Fantastik tarzda izlediğim en son kore dizisi My Girlfriend is a Gumiho idi. Sonrasında daha klasik tarzda kore dizileri izlediğim ve bir süre sonra dizilerin sürekli kendilerini tekrar etmesinden kaynaklı sıkılmamla kore dizisi dönemi benim için kapanmıştı. Arada sırada ordan buradan duyduğum dizilerle geri dönmeye çalışsam da ı-ıh olmadı. Sonralardan Nabrut'un bloğunda yazdığı ilginçli dizi yorumları ve beraberinde eski bir arkadaşımın her yeni bulduğu diziyi izlemem için beni taciz etmesiyle dayanamayıp kore dizi diyarına döneyim madem dedim ve arkadaşımın son tavsiyesi olan W-Two Worlds dizisine başladım. İyiki de başlamışım yahu! Sadece ilk bölümü izlemiş olmama rağmen resmen dizi beni içine çekti. Henüz yayınlanmakta olan bir dizi ve bu sebeple bölümleri bir anda da bitirmek istemiyorum. Tanrııım bana yardım et!!!
Dizi hakkında yazacağım bir ton şey var aslında ama spoilersız yazmam mümkün değil. Açın izleyin diziyi yahu. İnanın müptelası olacaksınız.

Şu geçişlere bakar mısınız bir. O kadar hoş ki *-*

Son gif bu diziden mi bilmiyorum ama kalbime ağır geldi sanırım. 

Ben gidip 2. bölümü izleyeyim :D

Sevgiler
Kız

2 Ağustos 2016 Salı

Şipşak, Hızlı Yazılar: Hayat Bana Pembe Gözlükler Getirdi

Nihayet yazının başına oturabildim. Oh. :D
Selam Sevgili Okurcum,
(Resim alıntıdır: tık tık)
Seni pek de pozitif olmayan bir yazıyla baş başa bırakmıştım en son. O yazının ardından güzel şeyler oldu. Sınavı geçtim. Hem de hedefimden daha yüksek bir puanla. Şuan yapacağım ise yatay geçiş yapacakken kumar oynamak. Üniversitelerin başvuru ve kayıt zamanları çakışıyor ve ben, bana çok şeyler katacağına emin olduğum ama kabul edilip edilmeyeceğimden emin olmadığım bir üniversite ile bana neler katacağından şüpheli olduğum ama kabul edilme olasılığımın yüksek olduğu bir üniversite arasında tercih yapmak zorundayım. Sırf birinin yatay geçiş sonuçlarının açıklanma tarihi ile diğerinin yatay geçiş başvurularının başladığı tarihinin çakışmasından kaynaklı bu sorun. Yoksa yatay geçiş yaparken pek çok üniversiteye aynı anda başvurabiliyorum. Mesele tamamen "keşke dememek" ile alakalı. Bana bir çok şey katacağını bildiğim bir üniversiteyi sırf garanti sayılabilecek bir üniversite için yabana atamam. İlerde keşke demek istemiyorum. Biraz cesur olup geleceğim için tehlikeli de olsa bu kararı vereceğim.
Bunun dışında sınav için sonuçta şehir dışındaydım, gezdim fırsat buldukça.
Bak yaa, yazıya otururken kafamda bir sürü şey vardı yazacak ama hepsini unuttum iyi mi... Yazılacakları not almayı bir huy edinemedim yahu -.-"
Neysem efendim, birkaç mim var yazacağım. Bunların üstüne de Benim Kulağımda Müzik ve Boya Bitirme Etkinliği serilerimi ilerletme niyetindeyim. Önümde bir miktar zaman var, bu süre de tüm bu saydıklarımla beraber spor ve diyet yapıp, bol bol kitap okumak, ayrıyeten de dizi-film izlemek istiyorum. Ruhum aç kalmasın yahu :D

Ruh demişken, müzik ruhun gıdasıdır. Buyrun efendim bu yazılık müzik dozunuzu da buraya bırakıyorum. Mutfaktan aldığınız bir bardak su eşliğinde yarı tok karna tüketiniz.
Stüdyo kaydı sevenler için stüdyo kaydını da bırakıyorum. Doz aşımı yapmamanız için uyarayım sizi. Sonra bağışıklık kazanır ve sonraki dinlemeleriniz de etkisini göremeyebilirsiniz.
Sevgiler
Kız