24 Temmuz 2016 Pazar

Geçicek Değil Mi?


Selam Sevgili Okur,
Artık bitsin istiyorum. Bir şeyler sonlansın ve şu koca bilinmezliğin hacmi bir nebze küçülsün istiyorum. Kaç gündür yüksek motivasyonla gayet güzel çalışıyordum, neşem de yerindeydi. Sınava son iki gün kala bu çöküntü neden?
Midem bulanıyor ve sadece boş boş durup gökyüzüne bakmak istiyorum. NEDEN?
Yapılacak son birkaç rötuş kaldı ama benim dersin başına bile oturasım yok. Açıkçası bloğun başına geçip yazı yazasım da yoktu.
O zaman..
Çalışma isteği gelecek mi dersin?


EDIT:
Sevgiler 
Kız

20 Temmuz 2016 Çarşamba

Kendi Kendime Telkinler


Dişimi sıkmam gereken neredeyse 2 haftam kaldı. Biraz daha sabır, biraz daha azim.
Kongreyle yorulup biraz dinlendikten sonra yine İngilizce'nin başına oturdum. Bu kadar çabama ve yorgunluğuma değsin inşaallah.

"If you wanna play the game..."

18 Temmuz 2016 Pazartesi

Keşif: Mary's Theme

RPG'nin Ib diye bir oyunu varmış, bu oyundaki Mary isimli bir karakter için yapılmış şarkıyı dinledim geçen. Çok farklı bir şarkıydı. Oyunu oynamış olsaydım belki daha farklı hisler yaratabilirdi ama buna rağmen derin bir duygusu var ve bunu hissettiriyor şarkı. (Oyun, hikaye oyunlarından ve görüntü kalitesi pek de göze hitap eden bir halde değil benim için. Bu sebeple oynamaya da yeltenmedim.)


Ben üstteki versiyonu daha çok beğendim ama eğer şarkının ilk versiyonunu merak edersiniz buyrun.


Sevgiler
Kız

17 Temmuz 2016 Pazar

"Bilmezsin N'olduğunu, Vazgeç Ötelerden Yorma Kendini..."


Hayat çok garip.
Yapılan planlar beklenmedik bir olayla bir anda darmadağın olabiliyor ya da düzelebiliyor. Ya da o olayın seni etkileyeceğini sanıyorsun ama sana dokunmadan geçip gidiyor. Bazense kendinden çok emin olarak giriştiğin bir işi yaparken bir anda karşına öyle bir şey çıkıyor ki "acaba yanlış yolda mıyım?" diyorsun.
İki hafta sonra gireceğim İngilizce yeterlilik sınavına laf olsun diye girecektim(çalışıyor ama çok umursamıyordum), "nasıl olsa başvurduğum üniversitelerden birisi İngilizce şartı aramıyor" diyerek kendimi rahatlatıyordum, hem "yorulmuştum" artık. Ama elimde daha iyisini yapabilme şansım varken o şans için çabalamamak ne kadar mantıklı hem de bahanem "yorgunluk" iken. Hem ortalamam yüksek olsa bile beni öteki üniversiteye kabul edecekleri de kesin değil.
Aklım allak bullak. Bazen oturup "babamın dediklerini dinleyip hayalimden mi vazgeçseydim?" diyorum ama sonra "yaşanmamış hayaller" le bir hayat yaşayamam diyorum.
Bölümümde bir şeyler yapabilmek istiyorum. Bu çok büyük bir şey olmak zorunda değil, benim küçük dünyama heyecan katacak bir şeyler olsa yeter. Bunun içinse daha iyi bir üniversitede olmalıyım. Hem bu sırada da ortalama bir maaş da kazanmak istiyorum. Ya yağımda kavrulsam yeter diyorum işte sen anla.
İstemediğim şey ne mi peki? Babamın bir gün gelip "Ben demiştim" demesini duymak istemiyorum mesela, yarım yamalak yaşanmış bir hayat da istemiyorum, kendimi meslek hayatında çaresiz hissedip sığınacağım kapının "evlilik" olmasını hele hiç istemiyorum.
Kafam b*k çukuru gibi bugün.
Merhaba Sevgili Okur.

Hayat beklenmedik, bunu öğrendim artık(nihayet). Alışmam vakit alıyor sanırım biraz ama çaba gösterdiğimi görüyorsun değil mi?

Not: Darbe girişimi=Beklenmedik Olay
Bunun hakkında fazla konuşmak istemiyorum. Tek dileğim niyeti kötü olanların kendi oyunlarına düşmesi.



Sevgiler
Kız

14 Temmuz 2016 Perşembe

Bir Kitap Okundu: Ters Düz


KAFADERGİ bloğunun sahibi Mert'in ilk kitabı olan Ters Düz, aylardır tarafımdan okunmayı bekliyordu ama malumunuz sınavlarım, yatay geçiş işlerim ve daha bir çok iş yüzünden hep erteledim çünkü biraz daha boş bir vaktimde daha rahat bir şekilde okumak istiyordum. Baktım boş vakit yaratmam biraz zor olacak bu yaz, en iyisi oturup okumak dedim.
Kitabı bir kelimeyle özetlemem istense sanırım seçeceğim kelime "sürükleyici" olurdu. Gerçekten de kitabı okumaya başlıyorsunuz ve bir çırpıda bitiveriyor. Kitabı anlatmaya başlamadan önce kısaca konusundan bahsedeyim:
Başarılı bir yazar olan Ece Duman, bir gün bir telefon alır: Babası kayıptır ve varlığından haberinin olmadığı 4 kardeşi köyde anne babasız kalmışlardır. Bunun üzerine Ece, küçük yaştayken terkettiği Bozbalık köyüne geçici süreliğine dönmeye karar verir, hem bu sırada son kitabını da bitirmeyi planlamaktadır. Küçük bir köy olan Bozbalık'da entrika, aşk, cinayetle karşı karşıya kalacağından haberi olmayan Ece yola çıkar ve hayatında yaşayacağı büyük değişimin fitilini ateşler.

Kitabı okumayı geciktirdiğim için ayrıntılı bir kitap inceleme yazısının borcum olduğunu düşündüm, bu sebeple biraz ayrıntılı yazdım bu kısmı ^^
-Dediğim gibi kitap çok sürükleyiciydi. Beklenmedik, şaşırtıcı pek çok yanı vardı. Bu bölümü bitireyim sonra devam ederim diyip de kaç tane ard arda okuduğum bölüm oldu. Merak etmenini çok güzel işlemişsin Mert, eline sağlık.
-Karakterlerin hepsi doğal karakterlerdi, yapaylık yoktu ve bu özellik kesinlikle benim için çok önemliydi.
-Bu tarz cinayet, entrika temalarını işleyen yazarların düştüğü hata fazlaca Batı özentisi romanlar/hikayeler yazmaları oluyor, üstlerine adeta Batı kimliği yapışıyor. Neden bilmiyorum ama o kimlikten bir türlü sıyrılamıyorlar. Bu hataya düşmediğin için teşekkür ederim Mert.
-Bozbalık köyü tasvirleri, köyün gözümde tam anlamıyla canlanmasını sağladı. Üstelik bu köy gerçek bile değil.
-Bir kitap roman olsa bile okuyucuya bir şeyler katmalı diye düşünmüşümdür hep ve bu roman gerçekten de bir şeyler kattı. Trabzon, deli bal hakkında bazı bilgiler, o yörenin insanlarının kültüründen küçük küçük çıtlatmalarıyla kesinlikle bilgilendiren bir kitaptı.
-Kitaplarda aşk varsa genelde cinsel içerikli sahneler de oluyor. Bu durumdan pek fazla haz etmesem de bazı yazarların bunu yapmalarındaki amaçlarının gerçekçilik katmak istemeleri olduğunu düşünüyorum, tıpkı bu kitaptaki gibi. Fakat cinsel sahnelerde gereğinden fazla yapılan tasvirler yine de rahatsız etmiyor değil, çünkü bahsi geçen kitabı başkalarına özellikle de kendimden küçüklere tavsiye ederken iki defa düşünmeme sebep oluyor bu durumlar. Ece'nin kısa süreliğine İstanbul'a Kerem'in yanına gittiğindeki sahnede o kadar ayrıntı verilmeden de o sahne anlatılabilinirdi diye düşünüyorum. Bunun dışındaki bu tarz sahnelerde fazla ayrıntı verilmeden işlenildiği gibi bahsedilebilinirdi o sahneden de. Kitap hakkında yapabileceğim tek negatif yorum bu sanırım.

Mümkün olduğunca spoiler vermeden yazmaya çalıştım, aslında yorumum eksikmiş gibi bir hisse kapılıyorum ama daha fazla yazarsam spoilersız yazamam herhalde. Bu sebeple kısa kesmem daha hayırlı :D

Ayrıca not düşeyim: Ters Düz, ileride ekranlara aktarılmak amacıyla yazılmış bir kitap. Mert, oldukça azimli ve hevesli görünüyor bu konuda. Belki de yakın bir zamanda bunu da gerçekleştirir, kim bilir :)

Kitabın çıkışından bir süre sonra Mert'in okuyucularına yönelttiği bir soru vardı: Sizce 1. kitap kendi içinde tamam mı yoksa devam kitabı için merak unsurları barındırıyor mu?
Bence 1. kitap kendi içinde pek çok yönden tamam gibi görünse de akılda bazı soru işaretleri bırakıyor. Mesela:
-Münevver'e n'olacak?
-Ece kitabı yazdığında istediğine ulaşabilecek mi?
-(Mümkün olduğunca spoilersız bir dille yazarsam) Ece'nin aşk hayatında neler olacak?
-Nilgün'e n'olacak?
-Bozbalık daha hangi entrikalara gebe?
gibi.

2. kitap hakkında ipuçları için tık tık
"Kitap ekranlara aktarıldığında hangi karakteri hangi oyuncu canlandırsın" için tık tık

Başarıların katlanarak artar umarım Mert :)

Sevgiler
Kız

12 Temmuz 2016 Salı

Kadın Aktif Olmamalı(!)

Çok sinirliyim Okurcum, öyle böyle değil ÇOK sinirliyim.
Toplumdaki pasif kadın, aktif erkek algısının habire önüme çıkması beni deli ediyor.
Değişen devir hakkında bilgisi olmayıp fikri olan insanlar beni deli ediyor.
Bu zihniyetlere sahip olan insanların benim hayatım hakkında yorum yapmasıysa beni ÇİLEDEN ÇIKARIYOR!
Gerçekten sinirden ellerim titriyor, dişlerimi sıkmaktan, konuşurken sakin olmaya çalışmaktan kelimenin tam anlamıyla yoruldum.

Toplumda kadınlar çok aktif olmamalıymış.
Diyorum ki "Yani pasif mi olmalılar?"
"Hayır aktif olmamalılar." diyor.
"Bir şey aktif değilse pasiftir." diyorum ama anlatamıyorum.
Hepi topu bir ingilizce kursu için olan bir konuşma
Aynı babanın çocuğu olan kız ve erkek kuzenim için ingilizce kursu ayarlamaya çalışıyorum. Babalarının üzerime yıktığı bir sorumluluk ve ayarlıyordum da kursu.
Mesele, fazladan alınacak bir kurun kıza değil erkeğe verilecek olması. Halbuki kızın daha çok ihtiyacı var ama izni yok. Çünkü neden? KIZLAR AKTİF OLMAMALI! Bacağını kırıp evde oturmalı. Toplum içinde çok bulunmamalı.
Olayın temelindeki kafaya bak sen.
Kız kuzenim hayal kırıklığı ve sinirle odadan çıkıyor. Babası benim de kız olduğumu unutmuş olacak ki bana fısıldıyor "Ona söyleme ama onun çok aktif olmasını istemiyorum. Gerek yok buna.". Bu kafada olduğunu biliyordum ama ilk defa direk özneyle konuşunca sinirden ve şoktan dilim tutuluyor. Yine durmuyorum tabii ve yukarıda bahsi geçen konuşma geçiyor aramızda.
Daha nereye kadar kadınları toplumdan soyutlayacaklar anlam veremiyorum.

Sonra konuşmada özne olma sırası bana geçiyor. Sen diliyle uzun bir süre eleştiriyor beni. Laf sırası bana geçtiğindeyse sürekli sözüm bölünüyor. Konuşurken sadece saçmalıyor sözde muhattabım.

Bazen diyorum ki bu algıya ayak uydurayım. Benim jenerasyonuma kadar sülalem koyun kadınlarla dolu(islami siteleri az dolaşırsanız neyden bahsettiğimi anlarsınız.). "Koyun kadın"; itaatkar, eşinin sözünden çıkmayan kadındır. Eh, eğer birine aşırı derecede hak tanırsanız(sanki efendi gibi) o da ilah kesilir. Yasaklar sıralanır: Dışarı çıkma, şık giyinme, çalışma, erkeklerin olduğu ortama girme. Bahsi geçerken bile içimi daraltan bu kurallara benim uymamın imkanı yok. Bu yüzden zor olsa da tek seçeneğim olan aktif kadın rolünü üstlendim.
Evet canım, erkeklerin olduğu ortamlara giriyorum. Ah, biliyor musun erkeklerle de konuşuyorum ama şunu da öğren; hiçbiri bana saygısızlık edemiyor. Neden onu da söyleyeyim dur bak, çünkü ben sınırlarımı çiziyorum ve onlar da aşamıyorlar.

Abazaların kaynadığı bir toplumda yaşıyoruz. Örnek A:

Evet, böyle bir toplumda mecburen kadın olarak dikkat etmemiz gereken ekstra şeyler var maalesef. Neden mi? O (affedersiniz) orospu çocuklarına şenlik çıkmasın diye. Tecavüzcüsünden tut tacizcisine hepsi testosterona taparken onların emellerine ulaşmaması için dikkat etmek zorundayız.
Evet bak, görüyor musun, bunun da bilincindeyim. Sınır çizmenin de işe yaramadığı yerlerde bu bilinç, benim tehlikeli olma ihtimali yerlerden kaçmamı sağlıyor.
Vesaire.
Bunları geçtim bu (sözde)adamlar kadınların yüksek yerlere gelmesini de hazmedemiyor. Mesela benim bu muhabbetimin geçtiği kuzenlerimin babası artık bana ses edemiyor. Niye mi, babam zorla da olsa bir şeyleri aştı da ondan ve ona söz hakkı düşürmüyor babam. Bugün bir istisna oldu, o da içinde biriken çarpık düşüncelerini dile getirmek için alakasız bir şekilde konu açtığı için. Ben bir şekilde savuşturdum, benim için söyledikleri laftan ileri gitmiyor ama kız kuzenimin babası tarafından gördüğü bu muamele(hatta annesi de benzer muamele ediyor ona) çok sinirlendiriyor beni.

Negatif yazılar yazmayı sevmiyorum çünkü okurken senin de aynı sinire bulanmana sebebiyet vermek istemiyorum. Bu sebeple daha da fazla uzatmak da istemiyorum bu yazıyı.

Bu arada elimden geldiğince çabaladım ve o ekstra kurun, ilk kurdan sonra ihtiyacı olan görüldükten sonra sahibini bulacağında karara vardırttım. Erkek kuzenim kursa bile gitmek istemezken kursa gitmek isteyen kız kuzenimin hakkını yedirtemezdim!

Sevgiler
Kız

10 Temmuz 2016 Pazar

Şipşak, Hızlı Yazılar: Başlıksız :D


Selamlar Okurcum,
Bloğumda bir farklılık görüyor musun?
Hm?
Hm?
Farkettin mi? :D
Tamam  uzatmıyorum, şablonumu değiştirdiiiim(Tabii sen hiç farketmemişsindir :D )
Geçici olarak bu haliyle kalsın, eğer bir gün üşenmezsem kendime header ve arka plan yapacağım. Aslında böyle de fena görünmüyor hee, sakin sakin.

Once Upon A Time çok güzel bir dizi gerçekten. Şuan 2. sezondayım ama o kadar heyecanlı ki. Tavsiye ederim :)

İki kelimeyi bir araya getirmek ne kadar zor şuan benim için anlatamam.Saçmalamak da istemiyorum. En iyisi kısa keseyim ben.

Ah, tabii ki şarkısız bırakıp gitmeyeceğim bu yazıyı. Gün geçtikçe manyaklığa yürüyen youtuberlık hakkında oldukça komik ve manalı bulduğum bir şarkı var, onu bırakıyorum. Türkçe alt yazısı mevcut :)

(Koolaid = Tang tarzı toz halde satılan bir içecekmiş.)

Kendine iyi bak ^^

Sevgiler
Kız

9 Temmuz 2016 Cumartesi

Şipşak, Hızlı Yazılar: Ondan Bundan Şundan

Selam Sevgili Okur,
Ne var ne yok?
Ben fena değilim. Hayat devam ediyor, bir şeyler için çabalamaya da devam ediyorum. İngilizce çalışırken yabancı videoları ingilizce alt yazı ile izleyerek hem dinleme hem kelime çalışması yapıyorum. Bunun için TED Talks'ı tercih ediyorum genelde çünkü hemen her konuda videolar bulabiliyorum. Popüler tarzda konulardan da bilimsel konulardan da videolar var, dilerseniz Türkçe alt yazı seçeneği de oluyor pek çoğunun.
Yine TED Talks'dan bir video izleyeceğim de aklıma bu video geldi ve izlemeye koyuldum. Yalan söylemek ve birinin yalan söyleyip söylemediğini anlamak adına oldukça ilginç ve eğlenceli bir video olmuş. Sen de izle diye buraya ekliyorum.
(Videonun Türkçe alt yazı seçeneği de var ^^)
Böyle bir şeyi kendi pis emellerime alet etmekten keyif duyardım eminim ki, hele de benim keşişin(Mavi Gözlü Lecter) üstünde :D ( bkz: keşiş (linkteki yazıda keşiş fotoğrafının altında))

Bunun dışında alışverişe gittim dün, kendime mouse aldım( tık tık ): mouse'dan memnunum şimdilik. Kuzenimle amaçsız amaçsız gezdik. Filme gittik: Frekans'a. Beğenmedik. Konusu hoştu, korku-gerilimden nefret etsem de beğendim filmin işlenişini fakat herhalde hayatımda gördüğüm en saçma sona sahip film. Sona giderken de bağlayacağız diye olayları öyle bir yere çekmişler ki resmen oralarda Kerimcan Durmaz kesildim "ahy ne maaanaaağğğ" diyip durdum içimden. Havada öyle bir kalmış ki o son yani, umarım Stephen King'in romanında da öyle değildir.(Değildir değil mi?)


Penti gibi mağazaların kapısına "Erkekler Giremez" diye bir şeyler asmalılar bence, hatta mümkünse 20-30 metre uzakta falan dursunlar. Bu ne arkadaş, içeri girdikleri yetmiyormuş gibi bir de milleti inceliyorlar çamaşırcıda. Ama yook, biliyorum ben o kafaların içinde dolaşanları. Bazı zeki insanlar "İrkiklirin nifsi ziyif bikiri" diye bik bik ediyor ya, buna dayanarak bazı erkekler öyle bir salıyor ki o nefsi... La azcık kalıbınızın adamı olun be!

Neysem işte böyle. Diyeceğim pek çok laf var ama bu yazının altına pek yersiz olacak.
Bugün kafayı taktığım bir şarkıyı da buraya bırakıp gideyim. Bağımlılık yaptı resmen şarkı, tekrar oynat tuşunu bozacağım yakında :D

Sevgiler
Kız

4 Temmuz 2016 Pazartesi

Öğretilmiş Çaresizlik(Okunması gereken bir yazı)

Selam Sevgili Okur,
Nasılsın :)
Geçenlerde mükemmel bir yazı okudum ve kendimi bulduğum bu yazıyı kesinlikle sana da okutmam gerektiğini düşündüm. Aşağıya yazının bir kısmını ekliyorum hemen. Beğenirsen devamını okumak için linke tıkla tamam mı ;)


"Çocuktum, ilkokuldaydım.
Dersler hep boş geçerdi, nadiren Türkçe, ara sıra resim, bolca beden eğitimi dersi yapılırdı. Her şeyin yarım yamalak olduğu yıllardı. Temellerin atıldığı önemli yaşlardı. İkinci sınıfa kadar bahçede oyun kurarak, oynayarak geçti. Ne doğru düzgün okuyabiliyor ne de matematik problemi çözebiliyorduk. Bize göre okul, teneffüslerden oluşan bir şeydi. Ve biz her yerde böyle zannediyorduk. Sonra taşındık, başka bir eve başka bir okula.
Adı Mine’ydi. Otoriterdi, kırmızı ojeleri vardı, ince, kısıktı sesi. Heyecanlıydım, beni neyin beklediğinden habersizdim. Kimseyi tanımıyordum. Her şey o kadar yeni, o kadar yabancı ki. Gözüme ışık tutulmuş gibiydi bakamıyordum. Diğer okulda hiçbir şey öğretilmediğini daha ilk gün anladım. Hem okuma yazmada hem de matematikte geriydim. Arada o kadar büyük bir uçurum vardı ki kapanmıyordu bir türlü. Okumayı daha hızlı söktüm ancak problem çözmede tam bir felakettim. Başarısızlığın ne iyi bir şey olduğu anlatılmamıştı o yıllarda."
Devamı için tık tık
Sevgiler
Kız

2 Temmuz 2016 Cumartesi

Beklenen(!) O Yazı


Selaaam Sevvgili Okurcum,
Seni çok bekletmeden yazayım dedim bu yazıyı ama yapamadım :D Kaç gündür yarım bir halde sürünüyor buralarda bu yazı maalesef. Nereden başlasam emin değilim, bu sebeple biraz karmaşık bir yazı olma ihtimali var(sadece ihtimal).

YASAL UYARI: Sansürlenmiş olsa da yazı küfür içermektedir. Rahatsız olursan şimdiden kusura bakma Okurcum. Ancak böyle ifade edebiliyorum şuan kendimi.

Bu sene kendime birkaç hedef koymuştum: Ehliyet almak, en az 3,5 ortalama yapmak, ingilizce seviyemi elimden geldiğince yükseltmek ve hedefimdeki üniversiteye yatay geçiş yapmak. Ehliyeti aldım, ortalamam 3,61 ve ingilizce seviyemi daha önce hiç yükseltmediğim bir seviyeye yükselttim. Tek ulaşamadığım hedefim amaçladığım üniversiteye yatay geçiş yapamamak, bu sebeple bu hedefimi yatay geçiş yapmak olarak değiştiriyorum çünkü halen şansımın olduğu 2 üniversite var. Sadece şu son iki haftadır ölesiye yorgun ve bitkin hissediyordum ki. Asıl hedefim olan üniversiteye geçememiş olmak çok canımı yaktı, zorlanmadığım bir sınavdan bu denli düşük bir not almak beni şoke etti. Sebebi neydi bilmiyorum o düşük notun. Maalesef bu tip sınavlarda sadece kağıda yazdıklarınız notlandırma kriteri olmayabiliyor, başka ihtimaller de var aklımda ama yine maalesef ki bunu öğrenmem mümkün değil. Sadece içimde bir ukte kaldı işte. Sağolsun sınava gireceğimden haberi olan birkaç kişi de önüne gelene sınavımdan bahsettiği için herkes nedense kendinde bir hesap sorma hakkı bulup bana sınav hakkında sorular soruyor. Bu sorular daha çok soru olma özelliğinde değil de yargılama ve tavsiye gibi oluyorlar. Bense anlamsızca kendimi savunmaya, açıklamaya çalışıyorum halbuki soruları s*tir edip "geçemedim" diyivereceksin ama işte lüzumsuz insanlara manasızca açıklama yapıyorum. Anlam veremediğim iki şey var bu soru-cevap durumunda. İlk olarak; herhangi girişimcilik adına bir icraati bulunmayan, yeni şeyler denemeyen insanlar nasıl oluyor da kendinde beni yargılama ve bana tavsiye verme hakkını görüyor anlayamıyorum. İkincisi olarak; bana en yakın olan insanlardan birisi, tabiri caizse hayvan gibi çalıştığımı ve stres çektiğimi gördüğü halde sanki hiç bir çaba göstermeden sınava girmişim gibi benle konuşup bir de üstüne her lafın sonunu "üniversite sınavına daha çok çalışsaydın da iyi üniversite kazansaydın"a getiriyor ve zaten 2 damla olan moralimi de ortadan kaldırıyor ya en çok da buna anlam veremiyorum. Ben sanki üniversite sınavında sorunsuz bir sene geçirmişim gibi g*tünü yana dayayarak dediği bu laf o kadar ağırıma gidiyor ki.
Üniversite sınavına girecek öğrencilere tavsiyem: Eğer ciddi hedefleriniz varsa sınav döneminde ailevi sorunları bile umursamayın, benim gibi kazanamazsanız kimsenin umrunda olmuyor o sene çektiğiniz acılar, yaşadığınız bunalımlar ve ailenizi yalnız bırakmak istememeniz. Üstelik bu umursamayanlar o olayın merkezinde bile olan ve en çok desteğe ihtiyaç duymuş olan ve en çok yardım etmeye çalıştığınız kişiler olabiliyor.




(Tüm bu olanlara rağmen yaşadığım üniversite döneminden pişman olmamaya, ingilizce sınavını geçemememi hayatta olabilitesi olan saçma olaylardan biri olarak saymaya çalışıyorum. Böyle düşünebilmek için gerçekten çabalıyorum. Aslında ingilizce sınavı hakkında fazla bir kesinlik olmasa da şu geçirdiğim bir senelik üniversite dönemim bana çok şey kattı. Bu okulda kalsam bile elimde 1 asistanlık teklifi ve derslere olan sevgimi ve ilgimi fark eden hocalarım var. Her halükarda bu okulda da bir şeyler yapabilirim de dur bakalım, şu yatay geçiş nolcak.)

Bu hissiyatlar, suçlamalar ve eleştirilerden sonra, bunların bardağı taşırdığı nokta 3 gün önce oldu. Değer verdiğim o kişinin öyle ağır bir eleştirisine maruz kaldım ki, gerçekten berbat bir haldeydim. Kendimi beceriksiz ve değersiz hissediyordum. Geçen sene böyle hissettiğim zamanlarda gerçekten hiç hoş olmayan şeyler düşünüyordum. İntihar benim için huzurlu bir düşünceydi o dönemlerde ama yine de buna cesaretim yoktu, iyi ki de yokmuş. 3 gün önceki akşam kendimi yine ölümü hayal ederken buldum ama bu sefer huzur falan hissettirmiyordu çünkü ben ölmek istemiyorum artık. Şu hayatta iyi bir şeyler yapabilmeyi istiyorum. Ne kadar moralim düşmüş olsa da, oturup yaklaşık yarım saat ağlamış olsam da, kendimi gereksiz bir varlık gibi hissetmiş olsam da intihar çok iğrenç göründü gözüme. İntihar bir çözüm değil, ben korkak değilim ve kendimi seviyorum. İntihar ederek başkalarını değil asıl kendimi cezalandırmış olacağımın da bilincindeyim artık.

Şu yatay geçiş işini tekrar gözden geçirdim, yakında başka bir üniversiteye başvuru yapacak ve o üniversitenin ingilizce sınavına gireceğim. O süreçte oturup ingilizce çalışacağım işte. Sanırım kendimi akışa bırakmayı öğrendim artık.
İçimde biraz umut, biraz heves ve biraz stres var, hatta birazdan fazla da olabilirler. Şuan uykum olduğundan dolayı da her şey bu kadar bulanık görünüyor olabilir tabii.

Emaan, hayat işte. Çok da şeetmemek lazım.



Sevgiler
Kız