28 Şubat 2016 Pazar

Hikaye Yolunda

Gözleri, karşısında duran bir çift mavi göze takılı kalmıştı. Kalbini artık ona kaptırmıştı. Bunu, sol tarafındaki ağrı ve genç adamın elinde sıkışmakta olan kalpten anlamıştı. Kızın acıyla düşen kaşlarını ve kasılan çenesini farkeden genç adamın bakışları korku ve şaşkınlıkla doldu, yüzünü elinde farkında olmadan sıktığı kalbe çevirdi. Kalbin çırpınışlarını görünce elini gevşetti ve bakışlarını tekrar genç kıza çevirdiğinde gitmiş olduğunu farketti...
Not: Merhaba arkadaşlar :) Hikaye konusundaki pasımı Dreamella'nın etkinliğiyle biraz attıktan sonra kendi çapımda hikayeciliğe tekrar dönebilirim belki diye düşündüm ve hikaye yazma kararı aldım ama aklıma pek fikir gelmiyor. Ara ara yaptığım betimlemeler haricinde uzun bir hikaye yazmayalı(hikaye etkinliğini saymazsak) epey zaman oldu. Yukarıda yazdığım küçük betimleme üzerinden aklınıza gelenleri yazabilir misiniz? Bu bir olay olabilir ya da bir mekan, kişi veya zaman ne gelirse aklınıza. Hadi alalım fikirleri :)

Sevgiler
Karga

27 Şubat 2016 Cumartesi

Kişisel Blog Yazarları Ne Düşünüyor? -Mim-

1 Delinin Günlükleri bloğunda bir mim yapmış(tık tık), ben de üstüme aldım mimi :) İlgisini çeken  olursa o da buyursun yapsın :)

1)Yakın çevrenizdeki insanlara bloğunuzdan söz ediyor musunuz?
Hayır. Daha önceden söz ediyordum ama sonradan insanların bloğumu bilmesi beni rahatsız etmeye başladı; yazdıklarımı üstüne alınanlar oldu, bloğumu öğrenip tanıdığım diğer kişilerle paylaşanlar oldu, bloğumda anlık bir duygu selinde yazdığım yazı hakkında genellemeler yapıldı ve hatta blogta ki arkadaşlarımı bile eleştirenler çıktı. Ayrıca bloğun benim için rahatça iç dökebildiğim bir yer olmasını istiyorum, çevremde bulunmayan karakterdeki insanların fikir ve görüşlerini merak ediyorum, yargılanmadan fikirlerimi paylaşmak istiyorum. Yakın çevremden şans eseri bloğumu okuyup bunu yazanın ben olduğumu anlayabilecek derecede beni tanıyan sayılı insan var ve onlardan birisi olan annem buldu bloğumu ama o da ben müsaade etmediğim sürece bloğumu okumayacağına söz verdi. Zaten buraya yazdıklarımı ve daha fazlasını biliyor, okuması bile gerekmez bloğumu. Umarım diğerleri de bulmaz bloğumu çünkü anneme güvendiğim gibi onlara güvenemem ve bu bloğu kapatmam gerekir.

2)Neden blog yazıyorsunuz?
İç dökmek, bildiklerimi paylaşmak, fikir alışverişinde bulunmak, kendimi ifade edişimi geliştirmek, yeni şeyler keşfetmek(film, kitap vs.)

(Düşünüyorum bu yüzden blog yazıyorum)

3)İlk yazınız ile en son yazdığınız yazı arasında ne gibi farklar var?
Şimdi bu soruyu blog yazarlığına ilk başladığım zamanlara dayandırırsak o zaman henüz 9 yaşında küçük bir velettim ve Tweety gifleri paylaşıp üstüne "ne kadar tatlısın Tweety" tarzı şeyler yazardım :D Tabi yaşım biraz daha büyüdükçe daha mantıklı paylaşımlar yaptım; okuduğum hikayeleri paylaşmak ya da evde denediğim kek tariflerini paylaşmak gibi. Şuan bulunduğunuz bloğumda çok deli dehşet bir fark göremem ilk yazım ve son yazım arasında ama ilk bloğumdaki yazılarımla şimdiki yazılarım arasında daha çok kendini ifade ediş farklılıklarım olduğu söylenebilir, yazdığım ve paylaştığım konularda da değişimler olmuş(Şimdi nerede Tweety nerede ölüm yani :D Çocukluktan ergenliğe uzun bir yol var orada sonu yetişkinliğe bakan. Hmm.). Amaçlarım çok farklı değil ama; o zamanda da ilgimi çekeni paylaşmak istiyordum şimdi de aynısını istiyorum(ölümden söz etmiyorum)
(Bahsettiğim gifi buldum. Kargalığım küçüklüğümden belli benim, gife bakar mısınız bir :D )

4)Blog yazmak normal yaşantınıza neler kattı?
İfade ediş gücü, insanların yaptıklarının altındaki düşünceleri daha çok sorgulama ama en çok da kendimi sorgulama ve duygularımı anlamaya çalışma. 

5)Yakın arkadaşlarınıza blog yazmalarını önerir misiniz?
Önerdim ama bir işe yaramadığını farkettim. Sonuçta her insan farklı yollarla rahatlıyor ve farklı yollarla kendini geliştiriyor. Hem blog yazmak, yazmayı sevmekle paralel işleyen bir şey. Arkadaşım yazmaya pek ilgili birisi değildi bu yüzden önerim havada kaldı. Gerek yok böyle önerilere bence, ihtiyacı olan kendi buluyor zaten :)

6)Hangi kaynaklardan ilham alıyorsunuz?
İnsan isterse her şeyi kendine kaynak edebilir. Bazen bu kaynak bir kitap olurken bazen sadece küçük bir çocuğun zekice yorumları olabilir. Her şeyden işte :)


7)Diğer blog sahipleri ile iyi iletişim kuruyor musunuz?
Bunun için çabalıyorum, iyi olup olmadığı göreceli bir kavram ama iyi gibi görünüyor bana. Yazdıklarına iyi ya da kötü, tepki almak isteyen bir bloggerım ve bunun için birileriyle etkileşim halinde olmak gerek, insanları anlamaya çalışmak gerek ki onlar da seni anlamak istesin. Bu demek değil ki yorum için yorum yazıyorum, öyle olsa yorumlarımın içi boş olurdu. Sadece insanların yazdıklarım hakkındaki fikirlerini merak ediyorum, ortak noktalarımız olup olmadığını, yalnız olup olmadığımı o durum hakkında ve bunun için ziyaret ve yorum önemli bir unsur. Sonuçta insanları zorla bloğuma getirtip yazılarımı okutturamam, "bana da beklerim", "linkim şu" tarzı yorumlar yapmayı da sevmiyorum bu sebeple yazılarını gerçek anlamda okuyor ve ekleyebiliyorsam düşüncelerimi samimi bir şekilde ekliyorum.

8)Rahatsız olduğunuz konular var mı?
Bilmiyorum çok sert anlaşılır mı yazacaklarım ama yazayım, hazır sorulmuşken.
"Bloğuma beklerim", "Linkim şu" yorumlarından,
Yazıyı tam okumadan yapılan yorumlardan(pek çoğunda çok açık belli oluyor) hoşlanmıyorum. Samimiyetsiz geliyor. Nezaketen iade-i ziyaret yapıyorum ama çok nadir bu ziyaretlerden takip butonuna basmış olarak ayrılıyorum.

Çok istekli olarak üstüme aldığım mimi bu denli sıkıcı nasıl yazdım anlamadım. Alın size aynı derecede sıkıcı ama dile dolanan bir şarkı. Ben gidiyorum.



Sevgiler
Kız

Bazen

Ölüm bazen kulağa o kadar hoş geliyor ki geriye kalan tek ihtiyaç cesaret oluyor.
Bu aralar Eden dinliyorum. Buyrun siz de dinleyin.
Sevgiler
Kız

26 Şubat 2016 Cuma

The Crow -Film-


Bloğumun adından kaynaklı filmin bana tavsiye edilmesi üzerine uzun süredir aklımda olan bir filmdi ve nihayet izledim. Beğenmediğim ve çok beğendiğim kısımları oldu filmin. Eleştriye başlamadan önce, filmin konusu kısaca:
"Müzisyen Eric Draven ve nişanlısı Shelly, düğünlerinin arifesinde Top Dollar isimli berbat tipin başını çektiği serseri çetesi tarafından saldırıya uğrar ve katledilirler. Bir yıl sonra Eric'in mezarını ziyaret eden bir karga, genç adamın intikamcı bir ruh olarak ölümden dönüşünün de simgesi olacaktır. Alınacak intikamlar, verilecek dersler vardır." 
Ayrıca The Crow'un aslı bir çizgi roman. Çıkış hikayesi için tık tık
(İsterseniz bunu filmi izledikten sonra okuyun)Filmde başrol oyuncusu olan Brandon Lee'nin(Bruce Lee'nin oğlu) trajik ölümü için tık tık [Üzerine oldukça fazla ihtimal üretilebilinecek bir ölüm, çünkü öyle zamanlar oluyor ki insan sadece bir şeyin ismini duyurmak için ya da kıskançlıktan dolayı bir cana kıyabiliyor. Sadece, bu kadar başarılı bir oyuncunun o kadar erken yaşta ölmesi şoke ediyor insanı.(Şu satırları yazarken dejavu yaşadım o.o )]

İlk başta beğenmediklerimi sayıp sonra filmi övebilirim :D 
Filmde bence gereksiz yere çıplaklık ve yatak sahneleri vardı. Sapkınların sapkınlığını, aşıkların aşkını bu tip sahneler olmadan da anlatabilmek mümkün bence. Çok gereksiz geldi bu tip ayrıntılar. Yani ekrana durduk yere çıplak bir kadının çıkması falan...
Küfürlü bir dili var filmin(alt yazılı izledim) ve eğer küfürden rahatsız oluyorsanız uyarayım. Eğer küfürler yersiz kullanılmadıysa benim pek umrumda olmaz bu ayrıntı. 
Sonradan verdikleri sigara öldürür, uyuşturucu zararlı gibi mesajları olsa da filmde her yerde bu bahsettiğim ayrıntılar vardı. Zaten yukarıda bahsettiğim çıplaklık ve bu zararlı maddeler unsuru yüzünden çocukların izlememesi gerek. Ha tabi birde şiddet sahneleri  var. Yanlış anlaşılmasın; şiddet sahnelerinden gram rahatsız olmadım, oldukça yerinde sahnelerdi hatta belki biraz daha olsa izlerdim yani(Sevgiler içimdeki psikopat) ama çocuklar izlemesin işte :D

Eveet, övgülere gelelim.
Bir kere filmin adı Karga(internette ne kadar inatla "Ölümsüz Aşk" yazsalar da -.-" ) ve bu bile benim filmi sevmem için başlı başına bir neden. Filmde intikam alması için Eric'i dünyaya getirip işleri karıştıran, olay yerine Eric gitmeden önce keşif uçuşu yapan, Eric kadar göz önünde bulunmasa da asil mütevaziliğiyle arka planda büyük işler yürüten tatlı mı tatlı bir varlık olan bir adet kargamız var. Filmde karga unsuru çok mühim çünkü yaşayanlar ile ölüler diyarı arasında bir köprü olduğu vurgulanıyor. Eric'i de intikan için dünyaya getirince güzel bir durum oluşuyor çünkü intikam ölümü göze alabilecek korkusuz insanların işidir ve bu adam zaten ölü :D İntikam sahnelerinde o kadar rahatladım ki. Filmin başında olan haksızlıktan dolayı sinirleniyor ve sonrasında her aksiyon sahnesinde "Hadi be! Gebert namussuzu!" moduna giriyorsunuz hehe :D Brandon Lee gerçekten müthiş bir oyuncu; o kadar iyi bir şekilde yansıtmış ki hikayeyi, ayakta alkışlamalık.


(E, eserin sonuna imza atmak gerek değil mi :D )

-Spoilerlı Hava Sahası-

Keşkeler:
Film izlerken illa ki gerçek hayatta özdeşleştirmeler yaparım ve tabii ki bu filmde de yaptım.
Kötülere hadlerini bildirmek: Kötülere hadlerini bildirmek küçük çaplı olanla kötüleri saymazsak oldukça güçlü olanların yapabileceği bir şey. Mesela bu güçlü şey bir devlet olabilir çünkü dünyada kötü dedik mi hırsızlar, katiller geliyor ama oldukça büyük hırsızlar ve katiller olabiliyor bunlar, hatta onlarla devletler(Yani askeri, yüklü parası olan topluluklar. Bir kişinin ölmesi, belirli miktarlarda zararların yaşanmasının mücadeleye engel olamayacağı topluluklar.) bile bazen baş etmekte zorlanıyor. Filmde söz konusu kötüler büyük bir çete. Bütün pislikler onlarda; uyuşturucu, içki, sapkın ilişkiler, hırsızlık, cinayet, kundakçılık vs. liste uzar. Bu çeteyle baş edense tek bir adam. Düşünün bu çeteyi polisler bile neredeyse göz ardı ediyorlar, resmen ecelleriyle ölsünler ve bize dokunmasınlar gibi bir psiklojideler. Bu çeteyi çökertebilecek tek kişi ise ya hem gözü kara hem zeki birisi olacak ya da hem ölümsüz hem zeki. Çetenin Eric ve eşine bulaşma olayı ise Eric'in eşinin bu çetenin küçük bir işini yasal olarak engellemeye çalışması ve çetenin buna sinirlenip onların evini basmasıyla oluyor. Bu olay aktarılırken insanın içini bir hüzün sarıyor çünkü yine iyi bir şeyler yapmaya çalışan bir insan, pislikler tarafından zarar görüyor. Aslında iyi olmak ama saf olmamak gerekiyor. Shelly, problemli çetenin olayını bildiği halde bir anda olayı çözebileceğini sanarak bu işe girişmiş gibi geldi bana ve zaten çözemeden de öldü. Dünya'da iyilik yapmaya çalışırlarken böyle pisi pisine ölen insanların varlığını bilip bu filmde tekrar hatırlatılması garip duygular içine sokuyor insanı. Oradan bir karga bir tane de Eric alabilir miyim lütfen, temizlenmesi gerek insancıklar var da...



Filmde büyüleyici bir sahne vardı. Eric'in, Sarah'ın annesine söylediği "Anne, tüm çocukların dudağında ve kalbinde Tanrı'nın adıdır." sözü ve ardından kadının enjekte ettiği uyuşturucuyu kadının damarlarından çıkarması. "Kızın dışarıda bir yerde seni bekliyor." Daha da üstüne bir şey diyemem şu son anlattığımın.


-Spoilerlı Hava Sahası Bitişi-

Sonuç olarak absürd sahneler haricinde müthiş bir film. İzleyin derim :)

(Filmi izleyenler anlar bu şarkıyı :) )

Sevgiler
Kız

23 Şubat 2016 Salı

Besle Kargayı, Dostun Olsun :)

İnternette çok hoş bir haber okudum: Küçük bir kızın kargalarla dostluk hikayesi :)) Hikaye, kızın annesiyle alakalı abartılı bulduğum bir kısım haricinde gerçek olabilirmiş gibi geldi bana. Okumak isteyen olursa diye link bırakıyorum ^^ Bakalım sizde beğenecek misiniz :)
(Alıntı resim: kargaların küçük kıza hediyeleri :) )
Kargalar ve küçük bir kızın dostluğu için tık tık

Sevgiler
Karga ve Kız

21 Şubat 2016 Pazar

Düşünüyorum da

Yapılacak çok şey var. Büyük bir işe giriştim. İmkansız değil, sadece büyük.
İngilizcede bazen boğulacak gibi olabiliyorum, halbuki çok seviyorum yeni dil öğrenmeyi. Ne bileyim işte, cümleyi doğru kuramadığımda, asıl kelimeyi hatırlayamadığımda, öğreneceğim ingilizce biyoloji terimleri düşününce biraz canım sıkılıyor. Şöyleki keşke bunları okul sağlasa bana da bu kadar efor harcamasam. Zaten bu yüzden yatay geçiş yapmalıyım ya, bu okul bana hiç bir halt sağlamıyor diye. Tercihlerde sıralamama uygun bir yer yazsaydım yatay geçişten vazgeçerdim sanırım çünkü yabancı bir şehirde tamamen odak isteyen bir hedef için çabalamak zaten yeni pek çok şey varken fazla zorlayıcı(bulunduğum üniversite doğup büyüdüğüm şehirde ama sıralaması benim sıralamın iki katı aşağıda). Tabii ki kolayı istedim ama bebek oyuncağını değil; hemen her günüm dolu ki. Bazı yönlerden kolay bazı yönlerden zor benim için işte.
Bazen diyorum ki keşke daha çok çalışsaydım geçen sene, sonra gülme geliyor "Bu sene çalış o zaman" diyorum kendi kendime.
Bu arada size anlatmadım: direksiyon sınavını geçtim. Hocalar sürüşümü çok beğendiklerini söylediler, sonra öğrendim 100 almışım. İşin komik yanı ne biliyor musunuz? Sürücü kursunun ilk derslerinden sonrada bunalıma girmiştim  hehe Hatta verilen onca parayı umursamadan babama kursu bırakmak istediğimi bile söyleyecektim ama nasıl oldu bilmiyorum bir anda sürüşüm düzelmeye başladı, sollama bile yapar oldum beh ne diyonuz :D Umudum şu: benzer durum şuanki halim içinde geçerli olur ve ingilizcem istediğim gibi olur, ayrıca biyolojinin üstüne daha çok düşüp de Campbell'i bitiririm(Campbell Biyolojisi kitabı) Umarım Simyacıdaki söz burada da geçerli olur.
"En karanlık an, şafak sökmeden önceki an'dır."

Sevgiler
Kız

19 Şubat 2016 Cuma

Yayınevi -Mim-

Yine fi zamanında hatta iki kişi tarafından(River ve Paul Muad-Dib) mimlendiğim ve benim bir türlü yapamadığım bir mimle karşınızdayım :D
River'ın mim yazısı için tık tık
Paul'un mim yazısı için tık tık
(Tam bana uygun bir gif buldum! Kargaaaa ve (resimde olmayan)Kız :D)
Yayınevi Mimi
İşin açıkçası ben kitap alırken klasik ve çeviri almıyorsam eğer pek yayın evine bakmam, ha birde ilgimi çeken bir kitapsa bakarım yayın evine ki pek çok zaman kalitesini anlamama yardım eder bu durum :)

1-En sevdiğiniz yayınevi hangisi?
Bir yayınevinden tek bir kitap okuduysam ve o kitabı sevdiysem bile severim o yayınevini bu sebeple belki çok mantıklı bir cevap olmayacak ama başlayayım bari yazmaya.
+İthaki(Edgar Allan Poe'yu bu yayından aldım, tabiiki seveceğim :D )
+Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
+Yapı Kredi Yayınları
(Eğer çeviri bir kitap alacaksanız ya da baskı gibi düzenleme hataları görmek istemediğiniz bir kitap alacaksanız YKY ve İş Bankası'ndan tereddütsüz alın bence)
+Can
+Timaş(Çocukluğumdan beri okuduğum yayınlardan :D )
+Antik Dünya Klasikleri yayınevi(ismi yabancı geldiyse tık tık , hemen herkesin en azından bir kere gördüğüne emin olduğum bir yayınevi çünkü :D )

2-Bu yayınevlerinden okuduğunuz bir kitabı kısaca yorumlayın.
İthaki yayınlarından Edgar Allan Poe'nun bütün hikayeleri kitabını seçiyorum. Edgar Allan Poe, hikaye yazmama vesile olan 1800'lü yıllardan benim için gelen müthiş bir adamdır. Bahsettiğim kitabı henüz bitirmedim çünkü bitsin istemiyorum ha ayrıca kitap 968 sayfa :D Her neyse, Mr. Poe hem karamsar hikayeler hem de komik hikayeler yazmış biridir. Yaptığı gözlemleri ve patlama seslerini duyacağınıza emin olduğum fikirleriyle kesinlikle çok farklı hikayeler yazmıştır. Mesela hikayelerinin bir tanesinde canlı canlı gömülmeyi, başka bir hikayesinde görüntüsünü bozduğu için gözlük takmayan bir gencin başına gelenleri anlatmıştır.
"Bu kitabı, düşlerin tek gerçeklik olduğuna inananlara adıyorum" Edgar Allan Poe

3-Bu yayınevinden okuduğunuz bir kitaptan bir söz yazın.
Dediğim gibi İthaki'den sadece bu kitabı okudum ama Antik Dünya Klasikleri'nden Balzac'ın Vadideki Zambak'ından birkaç alıntı yapabilirim:

"Sonradan görme insanlar maymunlar gibidirler. Hayran olunacak bir çeviklikle yukarılara tırmanırlar, ama zirveye ulaştıkları zaman artık yalnız ayıp yerleri görünmeye başlar."

"Değeri bilinmemiş insanlar, tanınmamış çocuklar, sizler, gittikleri her yerde kötü insanlarla, tıkalı kulaklarla karşılaşanlar, hiç şikayet etmeyin! Çünkü bir kalp size karşı açıldığında, bunun en gizli hazlarını bir tek siz tadabilirsiniz. Bütün kötü günleri mutlu geçirilmiş bir tek gün silebilir. Sadece melekler, bu temiz, kutsal aşka verilecek ismi bilirler."

4-Yazarın başka okuduğunuz ve önerdiğiniz kitabı var mı? Varsa, adı ne?
Şimdiye kadar okuduğum yazarların içinde bile birden fazla kitabını okuduğum yazar sayısı yok denecek kadar az maalesef. Henüz okumaya niyetim olan kitapları var ama çok yazarlı bir kitaplığım var. Maalesef bu soruyu cevaplayamayacağım bu yüzden :/

5-Yayınevinden kitap çıkarsatsanız ve tutmasa ne hissederseniz?
Üzülürüm ama bir yerlerde o kitabı beğenen en azından bir kişinin varlığını hatırlatırım kendime(kimse kalmazsa annem sever kitabımı be :D )

6-Bu yayınevinden almak istediğiniz bir iki kitap hangisi/hangileri?
-İthaki'den Ransom Riggs'in kitabı Bayan Peregrine'ın Tuhaf Çocukları(tık tık)(Tim Burton, bu kitabın filmini vizyona süremeden önce okumalıyım bu kitabı :D )
-H. G. Wells'in  kitabı Körler Ülkesi(tık tık)(Kolektif Kitap yayınevi)
YKY ve İş Bankası yayınevlerinden bulamadığım sürece diğer yayınlardan klasik kitaplar almıyorum pek yoksa almak istediğim bir ton klasik kitap var.

Bittii :)

Dediğim gibi oldukça eski bir mim olduğu için hemen herkes en az bir kere mimlenmiştir diye düşünüyorum ama oldu ki yapmayan kaldıysa mimledim hepinizi :)

(Harika şarkılar yapıyorsunuz be WINNER, özellikle Mino ve Taehyun)
(Çeviri videolarının bir tanesinin başında bu sözle paylaşmışlar şarkıyı, buraya yazmak istedim:
"Herşeyin esiri olduğundan boşa giden gençliğim
Aşırı duygusallığımla hayatımı çöp ettim."
-Arthur Rimbaud)

Sevgiler
Kız

17 Şubat 2016 Çarşamba

Mükemmelsen Gel!


Hey sen! Mükemmel insan senii :D Hoşgeldin bakalım :)

Hayatınızda her şey yolunda giderken bir anda bir şeyler istediğiniz gibi gitmiyor ve deliye dönüyor musunuz?
Kendinizi fazla mükemmeliyetçi olarak tanımlıyor musunuz peki ya da sadece mükemmeliyetçi de olabilir?
Mükemmeliyetçilik olmadan hayatın felakete dönüşeceğini düşünüyor musunuz peki?
Bu soruların cevabı evetse sanırım sizde benim gibi bir mükemmeliyetçisiniz. Evet, bu durum pek çok zaman hoşumuza gitse de bizi oldukça gergin ve huzursuz da yaptığının farkında mısınız?
Şimdi kabul edelim, hiçbir mükemmeliyetçi bu durumdan(mükemmel için çabalamak) kurtulmak istemez, ki zaten kurtulunacak bir şey olduğunu da düşünmez. Ben de kurtulmak istemiyorum ama azaltmak istiyorum ve şu gerginlikle sinirden kurtulmak için çabalıyorum çünkü hem beni hem de etrafımdakileri çok yoruyor bu maksimum düzeydeki mükemmeliyetçilik. Belki benimle benzer düşünce ve durumda olanlar vardır diye de bu niyetim için izlediğim bir videoyu sizinle paylaşmak istedim.
Video biraz uzun(63 dakika) ama gayet yararlı olduğunu düşünüyorum. Videonun işlenişi: Tanımlama, belirtiler, örnekler, çözüm için tavsiyeler. Bu kanalda(İyi Hissetmek) ayrıca meli-malıcılık videosunu izlemiştim ve başka konular hakkındaki diğer videolarını da fırsat buldukça izlemeye niyetim var. (Meli-malıcılık videosunu izlemek isterseniz o video için tık tık )

MÜKEMMELİYETÇİLİK
Sevgiler
Kız

13 Şubat 2016 Cumartesi

Sen Misin Kan Efekti İsteyen?

Sinirli bir insan olmayı sevmiyorum ama elimde değil. Herhangi bir şeye o kadar çok sinirleniyorum ki. Şu mükemmeliyetçilik illetinden hep. İşin en berbat tarafı kendim de dahil herkese çok kolay sinirleniyorum en küçük bir hatada. Kesinlikle hoşlanmıyorum  bu durumdan. Birde şöyle bir durum daha var, hani şu eleştiri olayından bahsetmiştim ya geçen. Aslında mükemmeliyetçiliği hafiften üstümden atmaya başlamışken başkasının mükemmeliyetçiliğinden yani eleştirilerinden kaynaklı mükemmeliyetçiliğim hortlayabiliyor. Mesela dün kardeşimin doğum günüydü ve ben pasta siparişi verdim. Siparişi verdiğim yer süslemeler konusunda mükemmel bir yer olmadığı için oldukça basit bir süsleme istedim. Tek ihtiyaç malzemeydi ve o malzemelere o pastanenin sahip olduğunu zaten biliyordum. Pastaya almaya gittiğimde ise öyle bir şok ve ardından da yoğun bir sinir dalgası yaşadım ki. Kan efekti yapın kırmızı jöleyle dedim ama bunu demeden önce sordum da yapabilirler mi diye. Yapılamayacak bir şey yok ki ortada. Kırmızı jöleyi rasgele akıtacaklar pastanın üstüne bu kadar. Cake Boss yeteneği beklemiyorum ki adamlardan(Cake Boss pastaları için tık tık ). Beklentimi de bilerek fazla yüksek tutmadım ama gelen pasta tam bir komediydi. Üzerine kırmızı jöleyle süsleme yapmışlar. Sinirden gülüyorum halen. Töbe töbe yaa...
(Yemin ederim şu resimdeki kadar bir şey bile beklemedim. Pembe jöleyi pastaya rasgele dökseler bile kabulümdü...)
Kardeşimde çok beklentili doğum günü için ve patavatsızın tekidir kendisi. Normal bir zamanda bile durduk yere beni gıcık etmek için hususi çaba gösteren, bıyıkları henüz çıkan katıksız bir ergen. Sırf pasta ilgisini çeksin diye üzerine sevdiği dizinin(Teen Wolf) amblemini ve dizideki sembolleri bile yaptırdım. Malın tepkisi noldu(o sırada zaten pastaneye sinirli olduğumu unutmayın) "Teen Wolf ne alaka?" Sen yedi yirmi dört bu diziyi dilinden düşürmüyor muydun SIPA! Halbuki eve girerken özellikle tembih ettim "Sakın pasta hakkında eleştiri yapma" diye. Sonra pastanın ıncığını cıncığını eleştirdi ama ben zaten pastaneden çıktıktan sonra sinir nöbetlerinden sinir nöbeti beğeniyordum evde de cinnet geçirmeye devam ettim anlayacağınız.
Kıssadan hisse: Etrafınız patavatsız eleştiri manyaklarıyla doluysa ve siz zaten potansiyel sinir hastasıysanız hayat gerçekten çok zor.

Artık olgun molgun olmayacağım be! Bıktım!

Sevgiler
Kız

12 Şubat 2016 Cuma

17 Blogger 1 Hikaye - Bölüm 11: İHANET


BÖLÜM 11: İHANET
Yere düşürdüğü bardak ve gördüğü zamansız karla Rhett'in içini büyük bir korku kapladı. Acilen Wolf'a gitmeliydiler. Bu duruma en çok burnunu sokan oydu ve bunu çözmesi gereken de o olacaktı.
-Kalkın, gidiyoruz, dedi. Cilla şımarık bir sesle:
-Oppa dur, önce kahvaltımı bitireyim. Hem sinema daha açılmamıştır ki, dedi. Ortada yanlış giden bir şeyler olduğunu anlayınca Melanie:
-Abla, sanırım sinemadan söz etmiyor. Kahvaltını sonra yaparsın, hadi gidelim, dedi.
Kar yüzünden yollar hız yapmalarını zorlasa da olabildiğince acele ettiler ve Çöplük'e vardılar. Yerin altındaki bu yer gizli bir topluluğu barındırıyordu. Baron ve Wolf'un yönetiminde, dış dünyadan izole edilmiş; avcıların hatta skyggelerin bile girmesinin mümkün olmadığı gizli bir karargah. Önce gri-siyah metalden sokaklardan geçtiler, ardından oldukça büyük bir binaya yaklaştılar ve arabadan indiler. O sırada yanlarına koşarak iki asker geldi. Cilla yarı korkmuş yarı hayran bakışlarıyla etrafı izlerken Melanie'yi dürtükleyerek gördüğü ilginçlikleri işaret ediyordu. Rhett, yanlarına gelen askerlere birkaç açıklama yaptı ve kızlara takip etmelerini işaret ederek binaya girdiler. Binanın içi dışının tam aksine beyaz ve tertemizdi. Asansörle birkaç kat çıktıktan sonra durdukları katta oldukça büyük bir odaya girdiler. Odada onları bekleyen saçları arkaya yatırılmış, uzun favorili adam oldukça sert bir ifadeyle "Hoşgeldiniz." dedi. Rhett burnundan soluyordu:
- Sence hoşgelmiş gibi bir halimiz mi var? Kar yağıyor dışarıda gördün mü? Hoş, yerin altında farkında bile değilsindir!
- Bayanlar, sizi şuradaki cam odaya alalım; özel bir konu da görüşeceğiz, dedi Wolf. Kızlar odaya geçer geçmez Cilla'ya bakarak:
- L216 şuan kim, dedi.
- Cilla. Bunun ne manaya geldiğini zaten biliyorsun. Ayrıca ondan bir kobay gibi bahsetmeyi kes! Bir şeyleri çözeceğini söylemiştin ama sadece kendi işlerini hafiflettin, onun bu durumdan hiçbir yarar sağladığını görmüyorum! Yine karakterleri arasında dolaşıyor, yine ortadan kaybolup duruyor.
Rhett, omuzlarına çöken çaresizliği sesine yansıtmamaya çalışıyordu ama karşısındaki Wolf'tu.
- Asker sakin ol. Beyaz adamlarımız oldukça ilgi çekici bir solüsyon buldular. Hemen şimdi kullanıma hazır. Karakterlerinden en az birini etkisiz hale getirebileceğime eminim.
- Hayır, yeni bir solüsyona daha izin veremem. Buraya geliş amacım kendi işlerini halletmeye çalışmaktan çok dışarıdaki karmaşalara ağırlık vermeni hatırlatmak. Kuruluş amacınız yaşanabilir bir dünyaydı, yeni bir dünya yaratmak değil! Lexi'yi iyileştirme çabaların Velius karakterinin yapabileceği zararları ortadan kaldırmak istemenden dolayıydı. Bense askerin olurken sadece onu iyileştirmen şartıyla buraya gelmiştim ama tedavi adı altında yaptıkların başta iki tane olan karakter sayısını beşe çıkardı bir anda. Yetmedi, dışarıdaki dünyada olan olayları gitgide karıştırdın. Baron'un bu durum karşısında sessiz kalması çok şaşırtıcı.
Wolf, küçümser bir şekilde güldü. Ardından kapı açıldı ve içeri Alexis girdi ve Rhett'e bir yumruk geçirdi. Burnundan solurken:
- Selam Rhett, seninle çözülecek küçük bir meselemiz vardı, dedi.
Rhett, geriye doğru sendeledi ve korkuyla cam odaya baktı. İki asker Cilla ve Melanie'ye elektrik şoku verip odadan dışarı çıkardılar. Rhett anında Alexis'e döndü, attığı tekmeyle Alexis'in odanın öteki yanına sürüklenmesine neden oldu, cebinden çıkardığı  kalem şeklindeki çakısıyla Wolf'un üstüne atladı ve sol omzuna oldukça büyük bir yarık açtı. Kapıya doğru hamle yapmaya kalkıştığı sırada bir grup asker üstüne çullandı. Çakısını elinden alıp, bileğine kelepçe taktılar. Yerden zar zor kalkan Alexis, acı ve intikam dolu bir sesle:
- Bu kadar kolay olacağını mı sandın? Artık, Velius benim, dedi. Rhett, sinirle:
- Lanet olasıca, hiçbir şey bilmiyorsun. HİÇBİR ŞEY! dedi. Ardından kafasına aldığı dipçik darbesiyle bayıldı.
***
Velius uyanır uyanmaz yataktan fırladı. Baş ucunda oturan Alexis'i görünce biraz rahatlar gibi oldu ama bulunduğu ortamı daha önce hiç görmemişti.
- Dostum şuan neredeyiz, diye sordu.
Dostum kelimesini duyunca biraz rahatsız olan Alexis:
- Skygge karargahında. Hem onu boşver, sen iyi misin?
- Sana buraya sadece geçici olarak geldik demiştim, ne çabuk benimsedin? Chet şu halini görse seni evlatlıktan reddederdi. Sakın bana skyggelerle kalmak istediğini söyleme. Zaten Chet'ten gizli olarak kalkıştığımız bir plandı skyggeleri içten çökertmek, eğer beni yarı yolda bırakırsan başımız oldukça büyük bir belaya girer.
O sırada küçük ahşap odanın kapısı çaldı ve içeriye giren skygge:
- Lexi, patron seni çağırıyor, dedi.
Velius'a sürekli Lexi denmesine mana veremeyen Alexis, Velius'a bir kaşını kaldırarak "Neler oluyor?" diye sorarmışcasına baktı. Velius, kendinden emin bir sesle:
- Problem yok, dedi ve skygge'nin ardından gitti.

------------------------------------------
Notlar
1) River'ın hikayeye eklediği skyggenin anlamı gölge demekmiş. Bu sebeple skyggenin görüntüsünü tanımlamadım.
2) Lexi, skyggelerin dostu olarak tanımlanmıştı önceki bölümlerde.

Kusura bakmayın, süremi son anlarına kadar kullandım ama gerçekten bir türlü okuyamadığım bölümleri okumaya ve yeni bölümü yazmaya fırsatım olmadı. Çok geciktirdiğimden kaynaklı bölümü zırvalama sınırıma kadar uzattım, daha fazla uzatamadım :D Hikaye yazmak konusunda paslanmışım onu anladım hikayeyi yazarken. Bu arada bloğun yaratıcı kısmı olan Karga'yla beraber yazdık hikayeyi. Bu bölüm için yer altı diyarlarına küçük keşif gezileri düzenledi :D
O kadar ayrıntılı ve zorlayıcı bir hikaye serisi ki bu seri, bölümü yazarken çok zorlandım ama aynı zamanda çok keyif aldım. Bu etkinlik için Dreamella'ya tekrardan teşekkürler :)

Sıra geldi talihlimize :)
Talihlimiz Ece Evren! Zaten yazar olduğunuzu duydum. Yazacağınız bölümü merakla bekliyorum :) Hayal gücünüz bol olsun :))

NOT: Gelen yorumlar doğrultusunda Elif Kara ve Hayal'in Güncesi'ni listeden çıkararak çekilişi yeniledim.

Sevgiler

9 Şubat 2016 Salı

Brad Doggett - Lights (Acoustic) (cover Ellie Goulding)

Sevgiler
Kız

Tırnaklar ve Bıçaklar

Umut ve iyimserlik hayata tek bağlanabildiğim halatımken sürekli birilerinin tırnaklamasına hatta tek tük bıçak darbelerine maruz kalıyor.
Sürekli eleştirilerek yaşamak gerçekten zor. Tavırlarımın, düşüncelerimin, hayat tarzımın, hedeflerimin, başarılarımın ve daha nicesinin eleştirilmesi.
Evet, mavi gözlü Lecter'ı çok sevdim ve halen de seviyorum ama istesemde bu sevgiyi ona belli edemedim ve bu sebeple karşılık alamadım. Bu sevgime HEVES dendi. Ya, bu nasıl bir eleştiri! Ne yapayım yani. Bu eleştiriyi yapan sadece tipi için birilerine aşık olurken o heves olmuyor da, ben birini gerçekten kendime benzer görüp sevince heves mi oluyor?!?!
Evet, kendimi geliştirmek için bir sürü şey yapmaya çalîşıyorum ve hayatım böyle şeylerle dolu olduğu için kendimden bahsederken bunlardan bahsediyorum. Hayır, hayatım Ahmetler Cevdetler Nejatlarla dolu değil. Bu yüzden de bu konulardan anlamıyorum. Açıkçası dinlerken de bazen afakanlar basıyor.
Evet, iki kişiyi hatta daha çoğunu aynı anda idare edenleri duyunca nutkum tutuluyor çünkü bu iğrenç bir şey. Çocuksu olmamla alakalı değil bu halim.
Evet, yatay geçiş yapacağım. Bu sana hayal gibi gelebilir ama benim için o kadar olası ki, sırf bunun için o kadar emek harcıyorum ki! G*t yayan insanlar için herşey hayal ki zaten. Mesele de tam burada: ben yaymıyorum. Kurstan kursa, dersten derse koşuyorum. Hastayken bile okula gidiyorum, gün içinde yorulduysam gece kalkıp ders çalışıyorum. Geçen sene yapamadığımı bu sene yapıyorum. Hayat enerjimi emmeyi kesin artık!
Konuşmaya, ağlamaya ve koşmaya ihtiyacım var. Belki biraz da anlayışa. Dışardan çok güçlü görünüyorum belki ama gerçekten fazla eleştirilmeye dayanamıyorum. Nasıl olsa Kız takmaz diye düşünüp otu b*ku eleştiriyorlar. Yeter gerçekten..
Sevgiler
Kız
Not: 22 Blogger hikayesi için 1 haftamın tamamını kullanacağım. Hiç bekletmek istemiyordum ama ancak vakit ayırabileceğim yazmaya sanırım.

5 Şubat 2016 Cuma

İsyan

Doğru sandıklarını etrafa dikte eden yetişkinlerden nefret ediyorum.
Kendi açıkları olduğu halde başkalarının açıklarıyla uğraşan yetişkinlerden de nefret ediyorum.
Kendi yarım akılları kendine yetmediği halde etrafa akıl dağıtmaya çalışan yetişkinlerden de nefret ediyorum.
----
Mavi gözlü Lecter, seninle sohbet edebilmeyi o kadar çok istiyorum ki. Seni görsem ayrı dert, görmesem ayrı dert...



Sevgiler
Bıkkın Kız
(Her zaman sevgi pıtırcığı olamıyor insan)