22 Temmuz 2017 Cumartesi

Sarı Kupalı Kız -Hikaye-

İki tatlı kaşığı kahve, çoğu su ve azı sütle dolu olan sarı kupa masada usulca duruyordu. Sıcak olan havaya dalgalanan ısı dalgaları yoktu çünkü hava kahveden daha sıcaktı. Kelimeler kendini tekrar ediyordu çünkü genç kız klişeler arasına sıkışmıştı.
Bardaktan bir yudum aldı ve kafeinin kanına karıştığını hayal etti çünkü kafein henüz kanına karışmamıştı. Yapması gerekenlerle yapmak istedikleri vardı. Aslında yapması gerekenler de bir zamanlar yapmak istedikleriydi; ne zaman onlarda daha başarılı olması gerektiğini, onların hayatının önemli birer gerekliliği olduğunu düşünmeye başladıysa işte o zaman isteğin hülyalı ışığı söndü ve gerekliliğin soluk matlığı kaldı geriye. Düşünmek... Her şeyin başlangıcı ve her şeyin sonu da bu değil miydi zaten? Bütün duyularımız ve bütün duygularımızın yolu bir şekilde düşünmekle kesişmiyor muydu? Şuan okudukların, yaptıkların, yapmaya niyet ettiklerin bile fiilden önce bir düşünce değil miydi? Peki madem düşünüyoruz ve belli ki bu işi de aslında farkında olmadan sürekli yapıyoruz neden sürekli etrafta "Düşün.", "Aklını kullan." gibi uyarıcı sözler görüyoruz? Aklımızı zaten kullanıyoruz, sonuçta düşünmek eylemi başka bir şekilde gerçekleştirilemez. Ve tabii bir de şu nokta var ki, herkes sürekli bir düşünceler zincirinin içinde olduğu halde birileri bu konuda diğerlerinden daha başarılı. Bundaki püf nokta ne?

Başarı, kariyer, hayat planlama. Dışarıdan bakıldığında içi boş ama süslü sözler gibi görülse de aslında baya baya pek çoğumuz tarafından arzulanan şeyler bunlar. Üstüne yazılan, okunan ve bazen de okunuyormuş gibi yapılan onca kişisel gelişim kitabı bu talebin en bariz kanıtı.

Kapı açıldı. Sarı kupalı kız annesinin sözleriyle o sıradaki düşüncelerinden sıyrıldı:
- Dergiye yetiştirmen gereken yazılarında ilerleyebildin mi?
- Eh, biraz.
- Bitirince haber et de beraber bir şeyler izleyelim.

Annesinin teklifine başını sallayarak yanıt verdi. Yazı işinde hiç ilerleme kaydetmemişti. Sadece yapılacakları düşünmüş, planlamış ve o seviyede kalmıştı. Durumuna sinirlendi ve derin bir iç çekti:
- Zaten en zor olan icraate geçmek değil mi?..

Kahvesinden bir yudum daha aldı ve önündeki pembe post-it'e not aldı: Problem çok düşünmek değil, çok düşünüp icraate geçmemek. Kabaca bir plan yaptıktan sonra başlamaya engel olan korkutucu  bahaneler başa çöreklenmeden yola koyulmalı ve bir şeyler yapmalı. Post-it'i mantar panosuna astı ve word belgesini açtı.

Bir bardak kahvenin iyi gelmeyeceği şey yoktu.


Sevgiler
Karga

Edit: Daha uygun bir şarkı aklıma gelince hemen değiştiriverdim ^^

18 Temmuz 2017 Salı

Sosyal Mevzular #9 Cahil Cahil Konuşmak


Para kazanmak için vücudunu göstermesi, tahrik edici pozlarla hedef kitlesinin daha çok para harcamasını sağlaması kendini pazarlamak değildir. O bir manken, çok abartıyorsun. Tabii ki bu şekilde para kazanırken aynı zamanda kadınların metalaştırılmasına karşı çıkmasında bir tezatlık yok.

Kampanyaların limitlerini, katılımın sonucunda hangi şartları da kabul etmiş olduğunu silik, küçük veya hızlıca akan yazılar şeklinde sana bildirmiş olmaları ve senin bu bilgilendirmeleri görmemiş olmaman tamamen senin suçun. Bunun algı kurallarındaki odak noktası oyunlarıyla yapılmış olması kesinlikle pazarlayıcının güvenilirliğini test etmende bir kriter olamaz, sana bildirdiler sonuçta. Bak bakayım yasalar ne diyor?

29 Haziran 2017 Perşembe

Sosyal Mevzular #8 Kişiliksel Sorular


Selamlar!
Benim diyeceklerime geçmeden günün anlam ve önemine binaen bir şiir paylaşmak istiyorum öncelikle.

20 Yaş, 35 Yaş, 40 Yaş ve Bugünkü Ben

Şunları bir araya toplayayım, bir güzel muhabbet edeyim diye düşündüm.
Mutfak işinden de anlarım, donattım sofrayı, baya uğraştım.
Hepsinin, ayrı ayrı, ne yemekten, ne içmekten hoşlandığını iyi bilirim.
-baya da para gitti-
Birinin yediğini öbürü yemez,
ötekinin içtiğini beriki içmez;
dört kişilik sofra kurdum,
mumları da yaktım,
hepsi Erik Satie severdi,
hatırladım, müziği de ayarladım,
geldiler:

20 yaşımda ben, 35 yaşımda ben, 40 yaşımda ben ve bugünkü ben.
Dördümüz.
Birden, 20 yaşımı, 35 yaşımın karşısına oturttum.
40 yaşımın karşısına da ben geçtim.

20 yaşım, 35 yaşımı tutucu buldu.
40 yaşım, ikisinin de salak olduğunu söyledi.
Yatıştırayım dedim,
"Sen karışma moruk!" dediler,
Büyük hır çıktı.
Komşular, alttan üstten duvarlara vurdular,
20 yaşım 40 yaşıma bardak attı,
evin de içine ettiler.

Bende kabahat,
Ne çağırıyorsun tanımadığın adamları evine.

-Alıntı-

İnsanlar hep mi çok bildiklerini düşünür? Gerçekten çok bilirler mi? Ya da bilebilirler mi? İnsanı yaş mı olgunlaştırır yoksa olgunlaşmak için yaş bir şart mıdır?

Anlaşılamamak, kurulamayan iletişimler.

Duygusal olmak bir suç mudur yoksa ben gerçekten duygusal mıyım? Bu duygusallık yaşımın bir getirisi mi?

Eğer ukalalık, çok soru sormak, duygusallık problemlerini yaşımın ya da cinsiyetimin bir getirisi olduğunu düşünüyorsa yaşça büyük kişi, neden oturup benimle inadına tartışıyor? Yoksa onun da yaşının problemleri bunlar mı?

Kadınlar duygusal mıdır? Bu durum fıtratta mı vardır? Fıtratla kişilik bu denli bağlantılı mıdır? İnsanların sürekli ahkam kesip durduğu bu fıtrat meseleleri gerçeği ne kadar yansıtabiliyor?

Yaşam için mücadele etmek, acı çeke çeke ama acılara gömülmeden gerçeği öğrenmek gerekiyor. Engelleri aşabilmek için kıvrak da bir zeka tabii.

İnsanın karakteri özgürlüğü tadınca ortaya çıkıyorsa madem ve kurallar içinde mantıksal bir şekilde yer edememiş insanlar bu özgürlükle ipini koparmış dana gibi ne yapacağını şaşırıyorsa eğer ne demeli?

Sevgiler
Karga

17 Haziran 2017 Cumartesi

Şipşak, Hızlı Yazılar: Borçlu


Hayatta gerçekten de her şeyin bir bedeli varmış, en çok da kendin olmanın...


Sevgiler
Karga

15 Haziran 2017 Perşembe

Şipşak, Hızlı Yazılar: Her Şeye Rağmen

Şaka maka yazmayalı neredeyse 3 hafta olmuş. Özledim buraları :)
Ne yaptığımdan kısaca bahsedersem, finallerin hırçın sularıyla boğuştum, o sıradaysa öyle bir anime, müzik, dizi ve duygu fırtınası vardı ki gerçekten bir an içinden çıkamayacağımı sandım ama işte buradayım. Sapasağlam bir gazi! Şuan ise evdeyim, müzik dinliyorum, anime izliyorum, kitap okuyorum, araya da biraz spor, diyet ve ders ekledim. Misler gibiyim, belki uzun süre bu kadar geniş vaktimin olacağı bir yaz daha yaşayamayacağımdan dolayı biraz da keyfini çıkarmaya çalışıyor olabilirim. Eh tabii neredeyse soluksuz 2 sene de atlattım. Üff, işte oturdum burada hak ettiğimi açıklamaya çalışıyorum Okur'cum, anladın sen :D