16 Kasım 2017 Perşembe

Günlüğümsü: Sır Olmak


   Dersler, insan ilişkileri, psikoloji, dersler, sınavlar, benlik problemleri, aşk, dersler.. Şu kelimeleri yazarken bile o kadar çok kez derin nefes alma ihtiyacı duydum ki, dersleri defalarca tekrar etmemden anlamışsındır en çok onlarla yoğun olduğumu.

   Bir iki dakika önce eski bloglarımdan birisini okuyordum, şevkle yazdığım anılarımı, tespitlerimi, yemek ve tatlı tariflerimi, çizdiğim resimleri paylaştığım gönderileri. O sırada bulunduğum yaşı, duyguları, hevesleri, hayalleri düşündüm; ne çok şey değişmiş. O zamanlar kendimi hayal dahi edemeyeceğim bir konumdayım hayatta. Yoruluyor muyum, yoruluyorum tabii ki ama biraz durup sakinleşince içinde bulunduğum durumdan zevk alıyorum. Kendimi yaşıyorum ve kendime doğru gidiyorum. Halen sıkıntılar çekiyorum ama zaten bunlar yaşamanın beraberinde getirdiği şeyler değil midir? Tahmin edilemezliği, insanların birbirini anlayamamasını, çekilen sıkıntıları, yaşanan problemleri kabullendim çünkü bunlar ardından hep bir dersle çıkageliyorlar. Sadece ne bileyim, yoruldum derken bile çekinmek rahatsız etti beni son zamanlarda. Maksadım dert yarıştırmak değil yahu, yorgunluk kelimesini epeydir iliklerimde bu kadar hissetmediğimden dolayı ağzımdan dökülen iki kelimeden birisi "yorgunum" oluyor. Sahi, eski şevkimden bahsetmiştim ya konuyu nerelere getirdim. O paylaşma şevki bende kalmamış gibi hissediyorum bir süredir, fazla eleştirilmekten midir nedir bilmem, sır olmak istiyorum. İnsanlar merak edip sorsun ama ben yine de anlatmayayım istiyorum. Benim için sır olan birisini tanıdım bir buçuk ay önce, o sır olmasın benim için, ben de onun için sır olmayayım istiyorum ama çocuksu bu isteğimin karşısında buz gibi bir karakterle karşı karşıya kaldığımdan korkuyorum. Üzgünüm ama sanırım pes ediyorum.

Sır olmak, unutulmak istiyorum...

En azından kısa bir süreliğine.


Sevgiler
Kız(Belki de Karga)

28 Eylül 2017 Perşembe

Öğrencilik Felsefesi


Ders çalışacakken akla aniden gelen hayatla alakalı soruların yaşattığı buruk hissi neyle nasıl tanımlamalı?

Neden yaşıyorum?
Tüm bunları neden yapıyorum?
Buraya gelmek için neden çabaladım?
Nereye gitmek için çabalıyorum?

Hayatta bir sorunun genelde tek bir cevabı olmuyor, bazen de hiç cevabı olmuyor. Çünkü çoğu şey kısa bir cevapla kestirilip atılacak kadar kolay değildir, düşünmek gerekir ya da zamana bırakmak. Bir gün o cevap çıkagelir “Eureka!”.

Öğrenciyim, ders çalışmam gerekiyor çünkü derslerimi iyi notlarla geçmek istiyorum, çünkü iyi bir ortalamaya sahip olmak benim iyi bir yerlerde çalışmamı sağlayacak. İyi bir yerlerde çalışmak imkan, vizyon ve tabii ki para sağlayacak. Hayatımın sonu nereye varacak bilmiyorum, nereye varmasını istediğimi kesinkes belirleyemiyorum yalnızca bazı özelliklerin o “son”da var olmasını istediğimden eminim.

Monoton, tek tip bir hayata sahip olmak istemiyorum ama bazı başarı hedeflerinin sürekli ve düzenli çalışmayı ve dolayısıyla kısmen de olsa bir miktar monotonluğu barındırdığını düşünüyorum. Yazarken fark ettim de aslında sürekli ve düzenli çalışmak beraberinde monotonluğu getirmek zorunda değil. O düzen içerisinde yapılan oynamalar, yer değişiklikleri, alışılagelmişin dışında olan eklemeler,  monotonluktan uzak durmayı sağlayabilir. Monotonluk ve planlı olmak her zaman sıkıcı olmasa da hayatın kaotik ve tahmin edilemez karakterine tamamen uyumlu olduğu da söylenemez. Hayat monotonlaşıyormuş gibi göründüğünde yeni şeyler denemek, grileşmeye yüz tutan tuvale biraz parlak renkler verme cesaretine girişmek bizi sanatçı yapacaktır belki de.


Sevgiler
Kız

14 Ağustos 2017 Pazartesi

Absürtlükler Diyarı -Hikaye-


"Kızgın olmak, her şeye ve herkese..."

Gözleri rutin kırpma işini yaparken uzun ve siyah kirpikleri birbirine değiyor ve tekrar ayrılıyordu. Gün batımının tatlı turuncu-pembe tonları gözlerinden yansıyordu. Yarım açık pencereden tatlı bir yaz rüzgarı esiyordu. O sırada çapraz binadaki garip komşusunu gördü pencereden; instagram hesabını şans eseri bulana kadar adını bile bilmediği garip komşusunu. Perdelerini hiç örtmezdi ve gün batımında odasının bir köşesinden diğerine döne döne dans ederdi, hesabında da bolca meşhur dansçıları taklit etmeye çalışırken çektiği videoları vardı.

3 Ağustos 2017 Perşembe

MTBD(Mental Breakdown)


Küçük şeyler insanı nasıl dibe vurdurur?

Daha iyiye ulaşmak için dibe vurmak... tıpkı havuzun dibine ayağımızla basıp hızla yukarı çıkmak gibi mi?

Çikolatalar, piskevitleeer...

22 Temmuz 2017 Cumartesi

Sarı Kupalı Kız -Hikaye-

İki tatlı kaşığı kahve, çoğu su ve azı sütle dolu olan sarı kupa masada usulca duruyordu. Sıcak olan havaya dalgalanan ısı dalgaları yoktu çünkü hava kahveden daha sıcaktı. Kelimeler kendini tekrar ediyordu çünkü genç kız klişeler arasına sıkışmıştı.
Bardaktan bir yudum aldı ve kafeinin kanına karıştığını hayal etti çünkü kafein henüz kanına karışmamıştı. Yapması gerekenlerle yapmak istedikleri vardı. Aslında yapması gerekenler de bir zamanlar yapmak istedikleriydi; ne zaman onlarda daha başarılı olması gerektiğini, onların hayatının önemli birer gerekliliği olduğunu düşünmeye başladıysa işte o zaman isteğin hülyalı ışığı söndü ve gerekliliğin soluk matlığı kaldı geriye. Düşünmek... Her şeyin başlangıcı ve her şeyin sonu da bu değil miydi zaten? Bütün duyularımız ve bütün duygularımızın yolu bir şekilde düşünmekle kesişmiyor muydu? Şuan okudukların, yaptıkların, yapmaya niyet ettiklerin bile fiilden önce bir düşünce değil miydi? Peki madem düşünüyoruz ve belli ki bu işi de aslında farkında olmadan sürekli yapıyoruz neden sürekli etrafta "Düşün.", "Aklını kullan." gibi uyarıcı sözler görüyoruz? Aklımızı zaten kullanıyoruz, sonuçta düşünmek eylemi başka bir şekilde gerçekleştirilemez. Ve tabii bir de şu nokta var ki, herkes sürekli bir düşünceler zincirinin içinde olduğu halde birileri bu konuda diğerlerinden daha başarılı. Bundaki püf nokta ne?

Başarı, kariyer, hayat planlama. Dışarıdan bakıldığında içi boş ama süslü sözler gibi görülse de aslında baya baya pek çoğumuz tarafından arzulanan şeyler bunlar. Üstüne yazılan, okunan ve bazen de okunuyormuş gibi yapılan onca kişisel gelişim kitabı bu talebin en bariz kanıtı.

Kapı açıldı. Sarı kupalı kız annesinin sözleriyle o sıradaki düşüncelerinden sıyrıldı:
- Dergiye yetiştirmen gereken yazılarında ilerleyebildin mi?
- Eh, biraz.
- Bitirince haber et de beraber bir şeyler izleyelim.

Annesinin teklifine başını sallayarak yanıt verdi. Yazı işinde hiç ilerleme kaydetmemişti. Sadece yapılacakları düşünmüş, planlamış ve o seviyede kalmıştı. Durumuna sinirlendi ve derin bir iç çekti:
- Zaten en zor olan icraate geçmek değil mi?..

Kahvesinden bir yudum daha aldı ve önündeki pembe post-it'e not aldı: Problem çok düşünmek değil, çok düşünüp icraate geçmemek. Kabaca bir plan yaptıktan sonra başlamaya engel olan korkutucu  bahaneler başa çöreklenmeden yola koyulmalı ve bir şeyler yapmalı. Post-it'i mantar panosuna astı ve word belgesini açtı.

Bir bardak kahvenin iyi gelmeyeceği şey yoktu.


Sevgiler
Karga

Edit: Daha uygun bir şarkı aklıma gelince hemen değiştiriverdim ^^